İMAM MEHDİ'NİN (A.S.) GAYBETİ HAKKINDA 10 SORU VE CEVABI (1)

Rate this item
(1 Vote)

Şeyh Müfid (r.a)

Dinine yardım edenlere yardım edeceğini vaat eden, yolunu tanıyıp, o yolda yürüyenleri zaferle müjdeleyen ve kendisini inkar edenlerin kurtuluşa ermeyeceğini bildiren Allah’a hamd olsun. Öyle bir Allah ki nimetleri kendisine yönelmeye sebep olmaktadır. O’nun azap ve intikamından yalnızca ona sığınmak gerekir.

 Selam olsun Önderimiz Muhammed Mustafa sallâ’llâhu aleyhi ve alih’e ve onun pak Ehl-i Beytine ki onlar insanların gerçek rehber ve kılavuzlarıdırlar.

 Ben, daha önce, İmametin gerekliği hakkında bir kitap yazmıştım. O kitapta, İmamların masumiyeti, Onların diğer insanlardan üstünlüklerini ve sahip oldukları faziletleri genişçe ele almış, İmamiye’nin iddia ettiği şeylerin doğruluğunu ispat eden deliller getirmiştim. Ayrıca Onları tam olarak tanıtan ayetler ve hadisleri de nakletmiştim. Orada muhaliflerin inançlarının batıllığını, yine neden İmamlardan bazılarının kıyam ederek zalimlerin karşısına dikildiklerini; bazılarının kıyam etmeyip, zulümler, dökülen kanlar ve Kur’an’a yapılan muhalefetlerin karşısında mücadele etmediklerini delillerle genişçe açıklamıştım. Sonunda da Şiilerin son İmamının gaybet nedenlerini beyan etmiştim.

 Daha sonra iman, fazilet ve inancının doğruluğunda şüphe etmediğim bir dostum, İmam Mehdi aleyhi’s-selâm hakkında kendisine yöneltilen ve onun da kafasına takılan bazı soruları dile getirerek, cevaplamamı istedi. Ben de onun yazdığı sıraya göre onlara cevap vereceğim. Cevaplar düşünebilen herkesin bunları anlayabileceği bir şekildedir. Bu soruların cevabı için yazdığım diğer kitaplara baş vurmaya gerek kalmayacaktır. Bu yolda Allah’tan yardım diliyorum.

1. Eleştiri

İmamiye, Hasan b. Ali b. Muhammed b. Ali b. Musa er- Rıza aleyhum’us-selâm yani 11. İmam Hasan Askeri aleyhi’s-selâm’a Allah’ın bir oğul verdiğini iddia ediyor. Halbuki, onun ailesinden ya da akrabalarından hiç kimsenin böyle bir çocuğun olduğundan haberi yoktur. Ayrıca hiç bir mezhep ve fırka, İmamiye’nin bu iddiasını kabul etmiyor. Acaba bu, İmam Hasan Askeri aleyhi’s-selâm’ın oğlu olmadığına delil olarak yeterli değil midir?

Cevabı

Bu eleştiri çok zayıf ve temelsizdir.

Sebebine gelince: Bu iş hiçte normalin dışında bir şey değildir. Akıl böyle bir olayın gerçekleşebileceğini kabullenmekte deliller de tastik etmektedir. Tarihte bunun bir çok örneğini görmek mümkündür. Padişahlar ve devlet adamları çeşitli sebeplerden dolayı çocuklarının doğumunu gizlemişlerdir.

 Mesela, birisi resmi nikahı olmayan hanımından çocuk sahibi olur. Resmi nikahlı hanımının bunu bilmesini istemez, çünkü o biliyor ki hanımı bunu öğrendiği zaman haset eder, kin besler, kocasına hayatı zehir edebilir. Bu yüzden aile düzeninin yıkılma tehlikesi geçinceye kadar çocuğun doğumunu bütün yakınlarından gizler. Bazen de ölünceye kadar kimseye söylemez ölüm anı yaklaşınca çocuğun kime ait olduğu meçhul kalmasın ve hakları zayi olmasın diye açıklar.

 Bir bakıyorsunuz padişahın çocuğu oluyor, onun doğumunun bilinmesine izin vermiyor. Çocuk büyüyüp geliştikten sonra bunu açıklıyorlar. İran, Rum ve Hint padişahlarının bazıları böyle yapmışlardı.

Tarihçiler şöyle yazıyor: Siyaveş’ın karısı ve Türk padişahı Efrasya’nın kızı Vesfaferid “Keyhusrev”i dünyaya getirmişti. Vesfaferid, Keyhusrev’in doğumunu uzun bir müddet dedesi Kikavus’dan gizledi. Kikavus, Babil ve daha çok doğunun padişahı idi. Kikavusun epey bir zaman ondan haberi olmadı. Halbuki yıllarca onu bulmak için uğraşmıştı. Tarih kitapları da bu olayı genişçe yazmışlardır. Fars tarihçileri Keyhusrev’in doğumunu ve gizletilmesinin sebebini yazmışlardır. Muhammed b. Cerir Taberi de “Tarih” kitabında olayı nakletmiştir.

 Bu olay İmam Mehdi aleyhi’s-selâm’ın olayı gibidir. Eleştirmenler tarihteki bu olayları kabul ederken neden İmam Mehdi aleyhi’s-selâm'ı inkar etmektedirler.

 Bazıları da çocuğun doğumunu yakınlarından ve akrabalarından gizlerler, çünkü onlar miras yüzünden çocuğu öldürebilirler. Ama çocuk büyür, ona bir zarar gelmeyeceği anlaşılınca kimliği açıklanır.

Bazen padişah ülkenin durumunu dikkate alarak çocuğu halktan gizler. Çünkü bazı ülkelerin halkı, padişahın kendi neslinden olmayan birisini, onun yerine kabul etmezler. Padişah da ordunun ve eli altında olanların kendisine itaat etmelerini sağlamak ve kontrolü kendi elinde tutmak için çocuğunu onlardan saklar. Ülkenin işleri yerine oturuncaya kadar onu gizler daha sonra çocuğun kendi yerine geçeceğini açıklar. Bu siyasi arenada çok meşhur bir şeydir.

Bazen de padişah emrinin altındaki insanlara emniyet yönünden veya başka yönlerden nasıl tesir ettiğini anlamak için kendisini gizler. Veya öldüğünü halkın içinde yayar. Hatta bu gibi şeyler Müslümanların arasında da çok görülmüştür.

Bir çok çocuğun soyu babasının ölümünden sonra ortaya çıkmıştır. Bu süre içinde kimse onu tanımamıştır. İki Müslüman şahidin şahitliğiyle babasının kim olduğu belirlenmiştir. Çünkü babası çocuğun ona ait olduğunun bilinmesini istememiştir.

 Tarih sayfaları karıştırıldığında, çeşitli sebeplerden dolayı padişahların ve normal insanların çocuğunu gizlediğini veya onun öldüğünü ilan ettiklerini görmekteyiz.

Yine Müslüman tarihçiler ve Müslüman olmayan tarihçilerin hepsi Hz. İbrahim aleyhi’s-selâm’ın doğumunun gizli olduğunu ve akrabalarından kimsenin haberi olmadığını yazmışlardır. Çünkü zamanın padişahının onu öldürme tehlikesi vardı. Aynı nedenle Hz. Musa aleyhi’s-selâm’ın doğumu da Firavun’dan saklanmıştı. Kur’an-ı Kerim açıkça Hz. Musa aleyhi’s-selâm’ın annesinin onu bir sandığa koyup, nehre attığını ve vahiy yoluyla çocuğunun salim kalacağının ona ilham edildiğini beyan etmektedir. Hz. Musa aleyhi’s-selâm’ın annesi, bu iş onu korumak için yapmıştı.

 Bütün bunları göz önüne alarak şimdi şu soruyu soruyoruz: İmam Hasan Askeri aleyhi’s-selâm oğlunun doğumunu akraba ve yakınlarından gizlemesi acaba mantıksal gerekçesi olmayan ve normal şartların dışında olan bir olay mıdır? Kesinlikle böyle değil çünkü İmam Mehdialeyhi’s-selâm’ın doğumunun gizli tutulmasının sebepleri öteki insanların doğumunun gizli tutulmasından daha önemli gerekçelere dayanır ve bu yüzden daha normaldi. İleride bu sebeplerin neler olduğuna değineceğiz.

İmam Mehdi (a.s)’ın Dünyaya Gelişi Kesindir

İmam Askeri aleyhi’s-selâm bir oğlu olduğunu kimseye haber vermemiştir. İddiasına gelince, gerçekte çok zayıf ve asılsız bir iddia olup, gerçeğe de aykırıdır. İmam Hasan Askeri aleyhi’s-selâm’ın “Mehdi” adında bir oğlu olduğuna ait deliller, diğer insanların çocuklarının olduğunu ispatlayan yollardan daha emin ve güvenilirdir. Çünkü insan, çocuğunun doğumunu bir çok yoldan ispatlayabilir:

 1) Doğumu yaptıran yada doğum sırasında bir başka kadının orada olması ve halka çocuğun kime ait olduğunu söylemesi.

2) Erkeğin, kadının doğurduğu çocuğun kendisine ait olduğunu söylemesi.

3) İki adil Müslüman’ın, bir çocuğun belli bir şahsa ait olduğunu söylemesine şahadet vermeleri.

İmam Mehdi aleyhi’s-selâm’ın doğumu bu yolların her üçüyle de ispat olunmaktadır. İlim ve fazilet ehli, dindar ve takvalı bir çok kadın ve erkek, İmam Hasan Askeri aleyhi’s-selâm’dan kendisinin bir oğlu oluğunu ve onun kendisinden sonra İmam olacağını buyurduğunu naklediyorlar. Onların bir kısmı İmam Mehdi aleyhi’s-selâm’ı kundaktayken, bir kısmı da üç-dört yaşındayken görmüşledir.

 İmam Mehdi aleyhi’s-selâm’ın kendileri de babasından sonra Şiilerin sorularını cevaplamış onlara emirler vermiştir. Şiiler de üzerlerine farz olan humus, zekat vb. gibi şeyleri ona ulaştırmışlardır. Bu konuyu İmam Hasan Askeri aleyhi’s-selâm’dan nakleden, daima onun huzurunda olan ve İmam Hasan Askeri aleyhi’s-selâm’dan sonra İmam Mehdi aleyhi’s-selâm’ın hizmetinde bulunan güvenilir insanlardan bazılarının isimlerini “el-İrşad” ve “el-İzah fil İmamet vel Gaybet” adlı kitaplarımda naklettim.

 2. Eleştiri

İmam Hasan Askeri aleyhi’s-selâm’ın kardeşi ve ona en yakın olan Cafer b. Ali b. Muhammed kardeşinin böyle bir oğlu olduğunu şiddetle reddediyor. Hatta İmam aleyhi’s-selâm’ın vefatıyla bütün mallarına sahip çıkmıştır. Cafer zamanın halifesine, Şiilerden bazılarının böyle bir iddiada bulundukları haberini verdi. Halife de, İmam Hasan Askeri aleyhi’s-selâm’ın hanımları ve cariyeleri hamile ya da doğum yapıp yapmadıklarını araştırmaları için, bu işi iyi bilen kadınlar görevlendirip onun evine yolladı. Ama hamilelik ya da doğumla ilgili hiç bir belirti ve iz bulamadılar. Bu, İmam Hasan Askeri aleyhi’s-selâm’ın evladı olduğunun doğru olmadığını göstermez mi?

Cevabı

Bu eleştiride önceki eleştiri gibi bir kaç yönden temelsiz ve boştur:

1) Bir insanın amelinin delil olarak kabul edilmesi o amelin doğruluğuna ayrıca o şahsın fasık bir insan olmamasına bağlıdır. Müslümanların hepsi Cafer b. Ali’nin böyle bir makamının olmadığını ve onun güvenilir biri olarak tanınmadığını biliyorlar. Onun Masum İmam aleyhi’s-selâm’ın oğlu olması böyle bir makama (günah işlememe makamı) sahip olmasını gerektirmemektedir. Geçmişte bir çok insan vardı, ki peygamberin oğlu olmasına rağmen büyük günahlara duçar olmuşlardır.

Kur’an-ı Kerim, Hz. Yakub aleyhi’s-selâm’ın evlatlarının, babaları peygamber olmasına rağmen, Hz. Yusuf aleyhi’s-selâm’a zulmettiklerini açıkça buyurmaktadır. Hz. Yakub aleyhi’s-selâm Hz. Yusuf aleyhi’s-selâm’ı korumaları için evlatlarına sıkı tembihte bulunmuş, onlardan ahit almasına rağmen onlar şeytanın hilesine uyarak, onu kuyuya atmışlardı. Hz. Yakub aleyhi’s-selâm’ı uzun bir süre, Hz. Yusuf aleyhi’s-selâm’dan ayrı bırakmış, onu üzüntü ve kedere boğmuşlardı. Suçsuz olduklarını ispatlamak için de yalan yere yemin etmişlerdi. Hz. Yakub aleyhi’s-selâm’ın çocukları gibi peygamber evlatları böylesi yanlış bir düşünce ve amele kapılmışlarsa, makamı onlardan daha aşağı olan birisinin de aynı şeyi yapması acaba ihtimal dışı mıdır?

2) Cafer’in kardeşinin oğlunun varlığını bilmesine rağmen onu inkar etmesi çok doğal olup, beklentinin dışında bir şey değildir. Çünkü Cafer’i, kardeşinin oğlunu inkar etmeye sürükleyen tabii sebepler çoktu. Bu sebepleri şöyle sıralayabiliriz:

A) İmam Hasan Askeri aleyhi’s-selâm’ın çok malı vardı. Cafer, eğer bu malı ele geçirebilseydi bir çok nefsani isteklerine ve maddi arzularına kavuşacaktı.

B) İmam Askeri aleyhi’s-selâm’ın Şiiler içinde öyle büyük ve değerli bir makamı vardı ki, Şiiler her türlü şahsi ve toplumsal işlerinde ondan emir alır, ona itaat ederlerdi. Onun rızasını Allah’ın rızası ve gazabını Allah’ın gazabı olarak kabul ederlerdi. Cafer ise kardeşi İmam Hasan Asker aleyhi’s-selâm’dan sonra bu makama erişmek istiyordu.

C) İmam Hasan Askeri aleyhi’s-selâm Şiilerin maddi ve manevi işlerinin mercii ve sorumlusu idi. Şiilerin hepsi zekat ve humuslarını ilahi bir vazife olarak ona veya onun vekillerine teslim ederlerdi. O da gerekli yerlere ulaştırırdı. Cafer, Şiilerin İmam Askeri aleyhi’s-selâm’dan sonra bu paraları onun yerinde oturan İmam’a vereceklerini biliyordu. Bu kadar tahrik edici sebepleri gören Cafer, “Mehdi” aleyhi’s-selâm’ı inkar ediyorsa, onun sözünü ve şahitliğini kabul etmek ne kadar doğru olur acaba?

Cafer’in inkarını delil olarak kabul edenler gerçekte Hz. Muhammed sallâ’llâhu aleyhi ve alih’in peygamberliğini inkar eden Ebu Leheb’in inkarını delil olarak kabul eden bir kısım Yahudi ve Hıristiyan gibidirler. Hz. peygamber sallâ’llâhu aleyhi ve alih’in amcası Ebu Leheb, onun sallâ’llâhu aleyhi ve alih peygamber olduğunu ispat eden mucizeleri görmesine rağmen yine de Hz. Muhammed sallâ’llâhu aleyhi ve alih’in peygamberliğini inkar ediyordu. Elbette Cafer ve Cafer gibilerin gerçeği keşfetmesi çok da kolay bir şey değildi. Çünkü emin olmadıkları için gerçek bu gibi insanlardan gizli tutuluyordu.

Kısaca şunu demek istiyorum, Hz. Mehdi’ye inanmayanlar Cafer b. Ali’nin inkarını delil olarak getiremezler. Nitekim Resulullah sallâ’llâhu aleyhi ve alih’a inanmamak için Ebu Cehil ve Ebu Leheb’in inkarı bir delil sayılamaz. Çünkü onlar ne tarafsız bir alim ve nede İslam fakihidirler. Aksine onlar avam ve cahillerdendirler.

3) Şii tarih yazarları ve şii olmayan tarihçiler Cafer b. Ali’nin yaşam ve ahlakını onun kardeşinin oğlu “Mehdi” aleyhi’s-selâm’ı inkar etme sebeplerini ve neden halifeyi İmam Mehdi aleyhi’s-selâm’a ve Şiilerine karşı tahrik ettirdiğini nakletmişlerdir. Eğer ben de onları burada nakledersem durum açığa çıkacak ve Cafer’in kötü niyetini herkes anlayacaktır. Ama bir kaç sebepten dolayı bunları aktaramıyorum. Bu sebeplerden biri şudur: Bugün Caferin soyundan gelen bir çok insan var ki onlar İmam Mehdi aleyhi’s-selâm ve onun yüce makamını kabul edip, iman etmişlerdir. Hatta yaptığım araştırmalar sonucunda söyleyebilirim ki onların hepsinin inancının “İmamiye”nin inancı gibi olduğunu gördüm. Onlar İmam Mehdi aleyhi’s-selâm’ın yaşadığını ve zuhurunu beklediklerini söylüyorlar. İslami inanç ve insanın ahlaki yapısı, onların geçmişini burada açıp, daha fazla rencide etmememi gerektirmektedir.

Sonra burada verdiğim cevaplar, İmam Hasan Askeri aleyhi’s-selâm’ın oğlunun olduğunu inkar eden “Mutezile”, “Haşeviye”, “Zeydiye”, “Hariciler” ve “Murcie” gibi dar düşünceli fırkalar için yeterlidir. Cafer’in yaşamına ve ahlakına ayrıca değinmeye gerek yoktur.

3. Eleştiri

Şii tarihçilerin tamamı, İmam Hasan Askeri aleyhi’s-selâm’ın bütün vakıf ve mal varlığıyla ilgili olarak, annesi “Hadis”i varis olarak kıldığını demekte ve vasiyetinde dünyaya gelmiş ya da gelecek olan oğlundan söz etmediğini yazmaktadırlar. Bu da İmamiye’nin iddiasının doğru olmadığını gösteren delillerden bir diğeri sayılmaz mı?

Cevabı

Eleştirmen şöyle diyor: İmam Hasan Askeri aleyhi’s-selâm ölüm döşeğinde iken annesi “Hadis” (Ümm-ül Hasan)’e vakıflarını ve mallarını tasarruf etme hakkını vermiştir. Bu İmam Askeri aleyhi’s-selâm’ın oğlu olmadığının delilidir.

Bu eleştiri de zayıf ve temelsizdir. Buna dayanarak İmam Hasan Askeri aleyhi’s-selâm’ın oğlunun olmadığı ispat edilmez. Çünkü İmam Askeri aleyhi’s-selâm annesine vasiyette bulunmuşsa bunun sebebi oğlunun doğumunu gizlemek, onun kanının dökülmesini, önlemek içindi. Eğer vasiyetinde ondan bahseder veya onun kendisine direk olarak vasiyet etseydi, o zaman asıl ve yüce hedef olan Mehdi aleyhi’s-selâm’ın gerekli ve münasip bir zamana kadar korunması hedefi tehlikeye düşerdi. Hatta İmam aleyhi’s-selâm vasiyetinde halifeye yakın olan “Mevla Vasık”, “Mevla Muhammed b. Me’mun” ve “Feth b. Abdurabbih” gibi saray adamlarının adını da getirdi ki, vasiyet Abbasiler tarafından muteber sayılsın ve oğlunun varlığı hususunda şüphe uyanmasın. Bu şekilde onların Mehdi aleyhi’s-selâm’ı aramalarına engel olmak ve Şiileri onun varlığına ve İmametine inanma ithamından uzak tutmak istiyordu.[1]

Yukarıda söylenenlerden şu anlaşılmaktadır: Her hangi Birisi, İmam Askeri aleyhi’s-selâm’ın annesine yaptığı vasiyete dayanarak İmamiye’nin inancını batıl etmeye çalışır ve İmam aleyhi’s-selâm’ın gizli yaşayan oğlunu inkar ederse, bu durum onun düşünme ve anlama gücünden mahrum olduğunu gösterir. Bu şahısın önemli işlerde tedbir alan akıllı insanların metodundan haberi yoktur. İnsanlar, işlerinde her zaman böyle bir yönteme başvurabilirler.

Mansur, 6. İmam (a.s)’ın Vasisi Oluyor

Şii tarihçiler şöyle yazarlar: Şiilerin 6. İmamı İmam Cafer b. Muhammed vefatı esnasında 4 kişiyi kendi vasisi olarak tanıttı.

Birincisi zamanın halifesi Mansur, ikincisi halifenin veziri Rabi, üçüncüsü hanımı Hamide Berberi, dördüncüsü ise oğlu İmam Musa Kazımaleyhi’s-selâm.

Bunlara bütün mal ve vakıflarında tasarruf etme hakkı verdi. Öbür çocuklarının vasilik iddiasında bulunacağını bildiği için vasiyetinde onlardan söz etmedi. İmam Cafer-i Sadık aleyhi’s-selâm’ın vasiyetinin bu şekilde olması, gerçek vasi ve halifesi olan İmam Musa Kazımaleyhi’s-selâm’ı korumak, Mansur’un hassasiyetinden uzak tutmak içindi.

Bu olay, İmam Hasan Askeri aleyhi’s-selâm’ın İmam Mehdi aleyhi’s-selâm’ı, rejimin verebileceği zarardan korumak için gizli tutması gereğinin başka bir delilidir.

4. Eleştiri

İnsanı her şeyden çok şüphe ve tereddüde düşüren şey İmam Mehdi aleyhi’s-selâm’ın doğum ve hayatının neden gizli olduğudur. Halbuki, onun babalarının bulunduğu zaman ve şartlar daha zordu. Buna rağmen onların doğumları gizli tutulmamış, kimlikleriyse belirtilerek ortaya konulmuştur.

Cevabı

Eleştirmen şöyle diyor: İmam Hasan Askeri aleyhi’s-selâm endişesinden dolayı oğlunu gizlemiş kimseye onun doğum ve yaşamından söz etmemiştir, öyleyse bunu kendisinden önceki İmamların da yapması gerekirdi. Çünkü önceki İmamlar kendi zamanlarındaki halifeler tarafından daha çok baskı altında olup, tehdit ediliyorlardı. Halifelerin İmamlara ve Şiilere karşı davranışları daha şiddetli idi. Ama İmam Hasan Askeri aleyhi’s-selâm ve oğlunun zamanında Şiiler daha çok ve daha zengindiler; dolayısıyla endişelenmesine gerek yoktu.

Bu eleştiri de diğerlerinden farklı bir eleştiri değildir. İmam Askeri aleyhi’s-selâm’ın oğlunun doğumunu ve yaşadığını gizlemesi ve Şiilere bile onun adını söylememesi, hatta işaret edilmesine dahi izin vermemesinin sebebi şudur: Halifeler önceki İmamlar saltanat işlerine karışmadıklarını ve onların aleyhine silahlı kıyamlara izin vermediklerini biliyorlardı. İmamlar Şiilere takiyye etmelerini tavsiye ederlerdi. İmamla kendi yakınlarından bazıları silahlı mücadele etmek istediklerinde bunu şiddetle kınıyor ve bir kaç şart gerçekleşmeden kapsamlı silahlı mücadelenin yapılmayacağını söylüyorlardı. Bu şartlar şunlardı:

1) Öğle vakti güneşin durması

2) Gökten özel bir şahısın adının işitilmesi

3) Beyda’da bir ordunun toprağa gömülmesi

Bu olaylar gerçekleştiği zaman son hak rehber, zalim ve batıl devletleri yok etmek için kapsamlı silahlı mücadelesini başlatacaktır. Bu yüzden o zamanın halifeleri İmamların varlığına ve onları tebliğ edenlere çok ehemmiyet vermiyorlardı. Ayrıca silahlı kıyamlara yeltenen veya silahlı kıyamlara olumlu cevap veren Şii ise çok azdı.

Ama İmam Hasan Askeri aleyhi’s-selâm’ın vefatından sonra artık İmamların sessizlik dönemi bitiyor ve silahlı kıyamı başlatacak, bu işi kesinlikle yapacak, İmam Mehdi aleyhi’s-selâm’ın dönemi başlıyordu. Bu durum, onun yakalanıp şehit edilme sebebini şiddetlendiriyordu.İmam Mehdi aleyhi’s-selâm’ın dönemindeki halifeler, eğer onu öldürürlerse kendilerini rahat ve güvende hissederlerdi.[2]

5. Eleştiri

Esasen İmamiyenin iddiası gerçeklerle uyuşmamaktadır. Çünkü bu kadar uzun süre yaşayan bir insanın yaşadığı yerden ve yaşam tarzından hiç kimsenin haberdar olamaması imkansız gibidir.

Cevabı

Bu eleştiride bir kaç yönden reddedilmiştir:

1) Şiilerden güvenilir bir grup İmam Hasan Askeri aleyhi’s-selâm’ın sırdaşı olup, onunla Şiilerin arasında vasıta idiler. Onlar, İmam Mehdialeyhi’s-selâm’la görüşüp, Ondan çeşitli hüküm ve meseleler nakletmişlerdir. Şiilerden aldıkları malları İmam aleyhi’s-selâm’a teslim ediyorlardı. Osman b. Said Amri, onun oğlu Muhammed b. Osman bu güvenilir vasıtalardandır. Yine “Beni Said” ve “Beni Mehziyar” Ahvazda, “Ben-il Rukuli” Kufede, “Ben-i Nevbaht” Bağdat’ta ve bazıları da Kum, Kazvin vs. bölgelerdeki vasıtalardandırlar. Onların hepsi İmamiye ve Zeydiye’nin içinde meşhur olup, Ehl-i Sünnetin çoğunluğu tarafından da tanınmaktadırlar. Onlar akıllı, emin, düşünen, bilgin, Şii ve Şii olmayanların itimat ettiği insanlardı. Hatta halifeler bile onlara saygı gösterirlerdi. Çünkü onlar toplum nezdinde fazilet ve adaletle tanınmış kimselerdi. Öyle ki halife, düşmanların onlara ettiği ithamları asla önemsemezdi.

2) Daha Mehdi aleyhi’s-selâm dünyaya gelmeden yıllar önce peygamber sallâ’llâhu aleyhi ve alih ve İmamlar, Onun kıyam etmeden önce biri küçük biri de büyük olmak üzere iki gaybetinin olacağını haber vermişlerdi. Büyük gaybeti çok uzun olacaktır. Küçük Gaybette ise yalnız özel dostları onun haberlerini başkalarına bildireceklerdir. Büyük Gaybette ise mümin ve takvalı insanların dışında kimse onun yerini bilmeyecek, ondan kimse haber alamayacaktır.

Bu konudaki hadisler, babası İmam Askeri ve ceddi daha dünyaya gelmeden Şiilerin hadis kitaplarında nakledilmiştir. İki gaybetin gerçekleşmesi, bu hadislerin ve İmamiye’nin inancının doğru olduğunu ortaya koymuştur.

3) Dini bir gereklilikten dolayı gözlere görünmeyen bir insanın, hangi delile dayanarak mutlaka yakınları veya güvendiği dostları tarafından yerinin bilinmesinin gerektiği iddia olunuyor? Bir çok insan vardır ki gizlendikleri zaman kimsenin onlardan haberi olmadı. Bu gibi insanların bazılarını örnek olarak aşağıda sunuyoruz:

A) Müslüman ve Müslüman olmayan tarihçilerin hepsi ve semavi dinlerin takipçileri Hz. Musa aleyhi’s-selâm’dan çok daha önce gelen Hızıraleyhi’s-selâm adında bir peygamberin gözlerden saklandığını ve bu güne kadar da yaşadığını naklediyorlar. Kimse onun yerini keşfedememiş, onunla irtibatı olanlardan da onun hakkında haber alamamıştır. Kur’an-ı Kerim sadece onunla, Hz. Musa aleyhi’s-selâm arasında geçen bir olayı kısaca aktarmıştır. Bazı tarihçiler de, onun takvalı insanlardan bazılarına tanınmayacak şekilde gözüktüğünü söylüyorlar. Halkın da bir kısmı şöyle diyor: Bazı takvalı insanlar onu görmüşlerdir, ama tanıyamamışlardır. Ondan ayrıldıktan sonra, o şahsın Hz. Hızır aleyhi’s-selâm olduğunu anlamışlardır.

B) Kur’an, Hz. Musa aleyhi’s-selâm’ın Firavun rejiminden dolayı vatanından kaçıp gizlendiğini, uzun bir süre kimsenin ondan ve yerinden haberi olmadığını ve sadece peygamberliğe seçildikten sonra kavmini davet için Mısır’a geri döndüğü açıklamaktadır.

C) Kur’an-ı Kerim, “Yusuf” suresinde Hz. Yusuf aleyhi’s-selâm’ın hikayesini ve onun kayboluşunu beyan etmektedir. Bu olay, babası Hz. Yakub aleyhi’s-selâm’ın peygamber olduğu ve kendisine vahiy nazil olduğu zaman gerçekleşmiştir. Kur’an, Hz. Yusuf aleyhi’s-selâm’ın kayboluşunu, baba ve kardeşlerinin hiç bir şekilde ondan haberleri olmadığını, kaybolduğu dönemde Mısıra padişah olduğunu açıklamaktadır. Kardeşleri defalarca onu görmüş ondan eşya almış ve onunla sohbet etmelerine rağmen, kaybolan kardeşleri olduğunu anlayamamışlardır. Hz. Yakub, oğlu Hz. Yusuf için yıllarca ağlamış ve bu ayrılık Hz. Yakup’un belini bükmüş, gözlerini kör etmişti. Ama sonunda Allah’ın iradesiyle birbirlerine kavuşmuşlardır.

D) Hz. Yunus aleyhi’s-selâm’ın hikayesi de şaşırtıcı hikayelerden biridir. Hz. Yunus aleyhi’s-selâm bir müddet kavmine tebliğ etti. Kavmi onu dinlemedi ve onunla alay etti. O da onları terk etti. Onların arasından ayrıldığı süre içinde, Allah’tan başka kimse onun yerini bilemedi. Çünkü Allah onu bir balığın karnında saklamıştı. Hz. Yunus burada uzun bir süre kaldı. Daha sonra Onu balığın karnından çıkarıp, sahilde bir ağacın altına attı. Hz. Yunus aleyhi’s-selâm ağacı ve o yeri tanımıyordu. Görüldüğü gibi bu tür gaybetler normalin dışında olan bir şey olmasıyla birlikte Kur’an-ı Kerim tarafından teyit edilmiş ve bütün semavi dinlerin takipçileri de bunu tarih kitaplarında nakletmişlerdir.

E) Bundan daha şaşırtıcı şey Ashabı Kehf’in hikayesidir. Kur’an bu hikayeyi şöyle anlatıyor: Onlar, köpekleriyle beraber mağaraya gittiler. Köpekleri mağaranın girişinde başını ön ayaklarının üstüne koyup yattı. Onlar 309 yıl mağarada kaldılar. Normal olarak uyuyan bir insan gibi, o tarafa bu tarafa dönüyorlardı. Bu süre içinde güneşin onlara yansıması ve rüzgarın üzerlerine esmesi hiç zarar vermemiş ve salim kalmışlardı. Bedenlerinde hiç bir zayıflık ve kokuşma olmamıştı. Sonra Allah Teala onları uyandırdı. İçlerinden birini üzerlerinde eskiden kalmış olan parayla yiyecek alması için şehre gönderdiler.

Kur’an’ın buyurduğu gibi, bu süre içinde kimsenin onlardan haberi yoktu.

Böyle bir olay normal olarak imkansız bir şeydir. Ama eğer Kur’an’da açıkça gelmeseydi bu olayı maddecilerin inkar ettiği gibi, bizim muhaliflerimiz de mutlaka inkar ederlerdi.

F) Şaşırtıcı kıssalardan bir başkası Üzeyir (veya başka bir rivayete göre Urumiya)in hikayesidir.[3] Onun hikayesi Kur’an’da ve diğer semavi kitaplarda geçmiştir. Yahudiler ve Hıristiyanlar onun peygamber olduğuna inanıyorlar. Olayın özeti şöyledir: O bir şehirden geçiyordu. O şehrin yıkılıp, viraneye döndüğünü gördü. Kendi kendisine şöyle dedi: Allah, yıllar öncesinden ölen ve hiçbir eseri kalmayan insanları nasıl diriltmektedir?

Allah onları nasıl dirilteceğini ispatlamak için onu 100 yıl ölü bırakmıştı. Sonra diriltti. Yanında getirdiği yiyecekleri bozulmamış ve hiç bir değişiklik olmamıştı.

Allah şöyle buyurdu: Yiyeceğine bak hiç bozulmamış. Ölü insanların bedenlerine de bak, onun zerrelerini topraktan çıkarıyor, bir birlerine ekliyor ve onlara et giydirerek ilk haline getiriyoruz. Üzeyir, ölülerin dirilme olayını görünce şöyle dedi: “Allah’ın gücünün her şeye yettiğini anladım.”

Daha öncede belirtildiği gibi bu kıssa Kur’an da anlatılmıştır. Kitap ehlide buna inanıp, onu nakletmişlerdir. Bu kıssa da alışılan normal şartlarla değerlendirilemez. Bu yüzden maddeciler onu şiddetle inkar etmişlerdir.

Bu kıssalara nazaran İmam Mehdi aleyhi’s-selâm’ın gaybeti tabii şartlara daha uygundur. Bu gibi kıssalara dinler tarihiyle ilgili kitaplarda çokça rastlanmaktadır.

Yine tarih yazarları naklediyorlar ki: Fars padişahları ülkelerinin durumunu göz önüne alarak uzun bir süre halklarından gizleniyor ve bu gaybet süresi içinde kimse onların yerini ve durumunu bilmiyordu. Uzun bir süre sonra ülkelerine dönüyorlardı. Bu olayların benzeri Hint ve Rum padişahlar tarafından da uygulanıyordu. Bunlar tarih kitaplarında nakledilmiştir. Bunların hepsi normalin dışında olan şeylerdir. Biz bu kıssaları burada aktarmayacağız. Çünkü cahil eleştiriciler, bunları sırf normalin dışında olduğu için inkar edebilirler. Bu yüzden sadece Kur’an’daki kıssaları naklettik. Bu kıssalarda kimsenin şüphesi yoktur. Çünkü Müslümanların hepsi onu Allah’tan bilmiş ve doğruluğunda da ittifak etmişlerdir.

Özellikle İmamiye’nin iddiasına göre zuhur edeceği zaman tamamen genç, aklı kamil ve güçlü olacaktır. Bu normalin dışında olan bir şeydir.

 

 

Read 1762 times

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile