Bir zafer ve bir Erbain!

Rate this item
(0 votes)
Bir zafer ve bir Erbain!

Bu zafer, Rehber Hamaney’in (r.a) Erbain’in sönmeyen meşalesidir. Kan, bir kez daha kılıca galip gelmiş; sabır, metanet ve irade kibrin belini kırmıştır. İran Halkına Mübarek olsun bu onurlu direniş, tüm direniş ülke halklarına ve dünya mazlumlarına mübarek olsun.


Hamdolsun rabbim bir kez daha ömrü hayatımda bana ZAFER yazısı yazmayı nasip etti.

Bu zafer, sadece askeri bir geri adımın değil, asırlardır süregelen bir mektebin, “Heyhat minez zille” (Zillet bizden uzaktır) feryadının modern çağdaki yankısıdır. Küresel küfrün kibri, İmam Hüseyin’in (s.a.a)’nin sancağını taşıyan müminlerin iradesi karşısında diz çökmüştür.

Bu zafer bir SON değil bilakis yeni bir direniş ruhunun başlangıcıdır.

Kerbela’nın mirası direniş ruhunun doğduğu şafak vakti geldi ve kadim zulüm medeniyetlerinin tahtları sarsılıyor:

Dünya, tarihin en rafine edilmiş barbarlığına diz çökmüş, modern dünyanın yöneticileri “stratejik denge” masallarının arkasına saklanarak bu vandallığa boyun eğmişken; sessizliği yırtan bir nida ve cesur bir direniş Doğu’nun kadim topraklarından, İran’ın yüreğinden yükseldi. Bu sadece bir siyasi karşı duruş değil; bir varoluş, bir mana ve binlerce yıllık bir “la” (hayır) diyebilme sanatıdır.

Kerbela’nın sönmeyen meşalesi bugün Velayet-i Fakih’in elinde:

Bu direniş ruhu, kaynağını ne petrol kuyularından ne de çelikten alır. Bu ruh, gücünü Fırat’ın kenarında susuz kalan ama haksızlığa asla boyun eğmeyen İmam Hüseyin’in (s.a.a)’nin kanıyla sulanmış o “Yalnızlık Zaferi”nden almaktadır. İran halkının göğsündeki bu sarsılmaz cesaret, Ehlibeyt’in “Zillet bizden uzaktır!” feryadının 21. yüzyıldaki aksisedasıdır. Siyonizmin ve emperyalizmin canavarlaşmış saldırıları karşısında, onlar için her gün Aşura, her yer Kerbela’dır.

Hafız-ı Şirazi’nin dediği gibi:

“Aşk yolunda başından korkan kimse, bizim meclisimize gelmesin; çünkü bizde can feda etmek, sıradan bir iştir.”

İşte bu yüzden, dünyanın tüm güçleri birleşip karşısına dikilse de, Kerbela kültürüyle yoğrulmuş bir ruhu ne parayla ne de ölümle korkutmak mümkündür. Bunun bu yüzyılda mümkün olduğunu İmam Hüseyin’in soyundan gelen ve onun onurunu cesaretini ve karizmasını günümüze taşıyan kişi Velayetin naibi Seyit Ali Hüseyin Hamaney (r.a) bütün dünya müstekbirlerine ve Ba”al cehaletine emperyalist azgın medeniyetlere bütün dünyanın tanıklığı ile gösterdi.

“Begozar o neteres dar râh-e Hakk, Morg dar în râh, hayât-e abad est.” (Mevlana)

“Yürü, korkma! Hak yolunda ölüm, ebedi bir hayattır”

düsturuyla hareket eden o eşsiz irade; vandal bir medeniyetin dayattığı o zifiri karanlığı, Ehlibeyt aşkının nuruyla dağıtmaya azmetmişti ve atası İmam Hüseyin gibi asla zalimin tehditlerinden kaçmadı ve dayatmalarına boyun eğmedi. O ümmetin rehberi olarak yapması gereken bir şekilde ümmetin en az imkana sahip ferdi gibi yaşadı ve ölümü de halkının maruz kaldığı şartların üstünde bir güvenliği kabul etmeyi zillet görüp savaşın en ateşli zamanında savaşçıların en ön safında yer alarak şehadet şerbetini içti.

Böylelikle bu yüzyılda insanlığa çare olabilecek LİDER profilini ilmi ile zekası ile takvası ile fedakarlığı ile ve nihayetinde savaşçılığı ve cesareti ile ortaya koyarak insanlığa gösterdi. İnsanlık yaşadığı tüm tecrübeler ile bunu özümseyerek artık ne Demokrasinin, ne Sosyalizmin, ne Kapitalizmin, ne Siyonizmin İnsanlığa refah ve mutluluk getirecek bir ideoloji ve idari sistem değil sadece Velayet-in bugün itibarı ile temsili olan Veleyet-i Fakih düsturunun bunu sağlayabildiğini gözleri ile gördüler. Nihayetinde demokratların katliamın başını çektiği, liberallerin, hümanistlerin, özgürlükçülerin ise bu katliamın gerekçelerine kanıp sessiz kaldıkları, İslamcı, Müslüman denilen ülkelerin ise münafıkça küfür ve emperyalizmin ve hatta Siyonizmin yanında yer almak için onlarca entrika çevirdiklerini ve krallıklarının, prensliklerinin, diktatoryalarının varlıklarını halkların özgürlüğünden ve hakların tesisinden daha önemseyecek bir kaypaklık içinde bulunduklarını bütün dünya gördü. Bütün dünya kendi halkı sığınağa giremediği için sığınağa girmeyerek ölümü göze alan bir LİDER, ölmeyi kazanç sayan ve savaş meydanlarında “haydar-i kerrar gayri ferrrar” cesareti ile savaşan ve Kerbela’da İmam Hüseyin evlatları, yarenleri ve taraftarları gibi bir bir şehid olan KOMUTANLARI, ülkesine bir saldırı olduğunda bütün ihtilaflı mevzuları kenara koyup tek yumruk tek bir ses olup sabah akşam yağan bombalara rağmen meydanlarda “Allahuekber“ Kahrolsun Amerika, Kahrolsun İsrail diye sloganlar ile inleten ve İsrail vatandaşları yurtdışına kaçarken İran halkı savaş var diye yurda dönüş yapan bir HALKLAR’ a  sahip olduklarını gördük.

Siyonizmin korkulu rüyası İSLAMİ DİRENİŞ:

Vahşi bir medeniyetin, insanlığı mülkiyetine geçirmeye çalıştığı bu “Vandalizm Çağında; İran topraklarından yayılan bu direniş, emperyalizmin o kâğıttan kulelerini sarsmaktadır. Onlar için bu mücadele sadece bir toprak kavgası değil, İnsan-ı Kamil olma yolunda “Zulme rıza göstermeme” borcudur. Tarihin o tozlu raflarındaki kahramanlıklar, bugün Tahran’ın, Kum’un, Şiraz’ın sokaklarında insanlık için birer canlı abideye özelde Müslüman toplumlar için de ibret-i aleme dönüştü.

Dünya Müslüman yöneticileri korkuyla başlarını öne eğerken, Ehlibeyt mektebinden feyz alan bu direniş ruhu; Velayet-i Fakih sistemini ilahi tabii bir düzenin  sünetullahı olduğu gerçeğini “hüküm ancak Allah’ındır” ilahi emrinin ancak bu bağ ile kurulmasının mümkün olduğunu bir kez daha ispat etti.

Bu gün itibarı ile İslami Direniş Velayet-i Fakih’e biatleri ile emir ve komuta zincirine bağlı oldukları müddetçe sömürgeciye “dur” diyen, mazluma “can” olan yegâne barikattır ve öyle kalmaya devam edecektir. Görüyoruz ki; paranın ve lobilerin gücü, Hüseynî bir duruşun karşısında erimeye mahkûmdur. Zira şairin dediği gibi:

“Zulmün topu var, güllesi var, kal’ası varsa, Hakkın da bükülmez kolu, dönmez yüzü vardır.”

Bu ruh var oldukça, insanlık onuru asla tam manasıyla teslim alınamayacak ve Kerbela’nın sönmeyen meşalesi, eninde sonunda tüm işgal edilmiş vatanları aydınlatacaktır.

Kanın kılıca galibiyeti: 40 günlük Kerbela ve büyük fetih: Erbain

Tarih bir kez daha tekerrür etti; Firavunlar “yok edeceğim” diye haykırırken, Nil nehri Musa’nın takipçilerine yol oldu. ABD’nin 40 gün boyunca süren o kibirli dayatmaları, tehditleri ve “Bir büyük medeniyeti yok edecegi” küstahlığı, tıpkı Yezid’in sarayındaki geçici tantana gibi gün bitmeden sönüp gitti. Karşısında ise ölümü bir “ilahi bir şerbet” gibi gören, kefenini omuzunda taşıyan ve liderinin şehadetiyle sarsılmak yerine daha da çelikleşen bir halk vardı.

Şii inancında Erbain, sadece bir takvim yaprağı değildir, hüznün destana dönüştüğü, matemin kıyama evrildiği kutlu bir eşiktir. Ayetullah Seyid Ali Hamaney’in şehadetiyle başlayan o kor ateş, tam 40 gün boyunca sönmeden yandı. Direniş Ülkelerinin Halkları, “Acaba ne zaman vurulacağız?” korkusuyla eve kapanmak yerine, tıpkı Hz. Zeyneb’in (sa) Şam yollarındaki vakur duruşu gibi sokaklara döküldü.

Bu 40 günün sonunda gelen zafer, tesadüf değildir; bu, Erbain’in manevi fethidir. Tankların, uçakların ve füzelerin karşısında duran tek güç, Kerbeladan günümüze gelen “Ölüm bizim için bir saadettir” diyen o sarsılmaz imandır.

Fars edebiyatının bilhassa “kutsal savunma” (İran-Irak savaşı) direniş edebiyatının o derin ve hüzünlü diliyle söylersek:

“در کمال عزّت و آزادگی، جان می‌دهیم” (Tam bir izzet ve özgürlük içinde can veririz)

“ما ز جان بگذشته‌ایم تا حق بماند برقرار” (Biz, hak ayakta kalsın diye canımızdan geçmişiz)

Özellikle ikinci beyit olan “Mâ ze cân gozdeşte’îm tâ Hakk bemâned berkarâr”, İran’da devrim sonrası süreçte ve cephelerde askerlerin moralini yükseltmek için kullanılan, şehadet kültürü ile özdeşleşmiş çok popüler bir mısradır.

Liderlerinin şehadetinin 40. gününde, yas tutan bir milletin aynı zamanda dünyayı dize getiren bir iradeye dönüşmesi, ancak “Hüseyni” bir bilinçle açıklanabilir. Trump’ın tehditleri, bu halkın kulağında ancak boş bir rüzgar uğultusu kadar yer bulabildi. Çünkü onlar biliyordu ki;

“کربلا در کربلا می‌ماند اگر زینب نبود” (Eğer Zeyneb olmasaydı, Kerbela Kerbela’da kalırdı)

Bu halkın her bir ferdi, bu 40 günde birer Zeyneb olmayı seçtiler ve daha savaşın başında şehid olan liderlerinin mesajını, şehadetinin onurunu ve davasının haklılığını dünyaya haykırdılar.

Amerika ve İsrail, tüm şartlarından vazgeçip İran’ın iradesini kabul etmek zorunda kaldıklarında, aslında sadece bir anlaşmaya imza atmadılar; maneviyatın maddiyatı, şehadet aşkının ise teknolojik kibri yendiğini tescil etmiş oldular.

Bugün geçen kırk günde, Kerbela’nın o meşhur nidası Tahran’dan, Kum’dan, Meşhed’den yükseliyor ve “Biz bitti demeden, bu aşk bitmez” diye gururla sesleniyorlar.

Bu zafer, Rehber Hamaney’in (r.a) Erbain’in sönmeyen meşalesidir. Kan, bir kez daha kılıca galip gelmiş; sabır, metanet ve irade kibrin belini kırmıştır. İran Halkına Mübarek olsun bu onurlu direniş, tüm direniş ülke halklarına ve dünya mazlumlarına mübarek olsun bu kutlu Erbain!

Şimdi Nefsi Zekiye’nin mübarek bedeninin defnine artık sıra gelmiştir. Defni ile Erbaini bir olan asrın kutlu şehidine veda vakti…

Fatih Bilgin

 

 

 

Vessellam…!(Fatih Bilgin/Rast)

Read 6 times