Yenilmiş Bir Adam ve Bir Milleti Teslim Alma Hayali

Rate this item
(0 votes)
Yenilmiş Bir Adam ve Bir Milleti Teslim Alma Hayali

Trump tarafından ortaya atılan kof “teslim olma” iddiası; Üst düzey Batılı istihbarat kurumları ve uzmanların değerlendirmelerinin, Amerika Birleşik Devletleri’nin Orta Doğu meydanındaki kesin yenilgisini gösterdiği bir dönemde dile getirilmektedir. Washington’ın hesaplarının aksine, İran’ın kritik enerji hatlarında hakimiyet kurması ve ABD’nin ekonomik yapılarını yıpratmasıyla sonuçlanan bu mücadele, Trump yönetimini çıkışı olmayan bir bataklığa saplamış ve inisiyatifi tamamen Tahran’ın eline vermiştir.

Donald Trump son söylemlerinde İran İslam Cumhuriyeti’nin “beyaz teslimiyet bayrağını” çekmesi gerektiğini iddia ettiğinde, duyulan ses bir süper gücün güç ve iktidar makamından ziyade, siyasi tarihinin en karmaşık ve en maliyetli bataklığına saplanmış bir siyasetçinin kulakları sağır eden feryatları ve çaresizliğidir.

Tarihi kökleri binlerce yıl öncesine dayanan ve yakın dönemde de 12 Günlük ile 40 Günlük savaşlar gibi çetin sınavlardan alnının akıyla geçen bir milletten teslimiyet talep etmek; stratejik bir hatanın ve İranlıların boyun eğmez tabiatından tamamen habersiz olunduğunun açık bir göstergesidir. Tarih, bu toprakların tehdit diline direnişle, zorbalık diline ise çelikten bir iradeyle yanıt verdiğine tanıktır; Beyaz Saray danışmanlarının görmemeyi tercih ettiği ancak sahadaki gerçeklerin iri harflerle kazıdığı hakikat tam olarak budur.

ABD’nin Stratejik Yenilgisinin İtirafı

Trump’ın bugün boş çığlıklarla gizlemeye çalıştığı şey; önde gelen Batılı uzman, ekonomist ve analistlerin, ABD’nin İran ile yüzleşmesinde kesin bir yenilgiye uğradığını açıkça itiraf etmesidir.

Harvard Üniversitesi’nin önde gelen profesörlerinden Stephen Walt, “Amerika, İran savaşını fiilen kaybetmiştir” diyerek bu gerçeği açıkça doğrulamakta ve gerilimin geldiği bu noktada artık düzmece zafer ilanları veya tek taraflı çekilme gibi hilelerin işe yaramayacağı hususunda uyarmaktadır; zira bu krizin sona ermesi, Tahran’a gerçek ve büyük tavizlerin verilmesini gerektirmektedir.

Bu doğrultuda Nobel Ekonomi Ödülü sahibi Paul Krugman da lojistik ve yönetimsel bir felaketi gözler önüne sererek; Trump’ın savaşı bitirmeye yönelik bir planı olmadığını, daha ilk günlerde oyunu kaybettiğini ve bugün bu durumu sürdürmek için yeterli füze ve mühimmattan dahi yoksun olduğunu vurgulamaktadır.

Amerikan savaş makinesinin yıpranmışlık durumu öyle bir noktaya ulaşmıştır ki, Kongre yayın organı The Hill‘in raporuna göre Amerikan vatandaşlarının yüzde 88’i Washington’ın İran ile savaşta ilan ettiği hedeflerin hiçbirine ulaşamadığına inanmaktadır. Aynı zamanda Reuters haber ajansı, ABD’nin stratejik petrol rezervleri ile altyapısının hızla tükendiğini bildirirken, Newsweek de İran’ın üstünlüğü elinde tutarak sahaya tamamen hakim olduğunu ve şartlarını karşı tarafa dikte ettirdiğini doğrulamaktadır.

Popülaritenin Çöküşü ve Krizin ABD Ekonomisi Üzerindeki Ağır Gölgesi

Trump’ın Orta Doğu’da kendi yarattığı kriz yalnızca askeri meydanla sınırlı kalmamış, ABD ekonomisini ve siyasi yapısını da kaynama noktasına getirmiştir. Financial Times gazetesi, Amerikalıların yüzde 53’ten fazlasının, Trump’ın iktidara dönmesinden bu yana finansal durumlarının ve geçim şartlarının daha da kötüleştiğini kabul ettiğini bildirmektedir.

Bu süreçte Yahoo Finance, Trump’ın popülaritesini tarihinin en düşük seviyesinde kaydetmiş ve net beğeni oranını eksi yüzde 20 olarak açıklamıştır. The Wall Street Journal ise ABD iç siyasi atmosferine ilişkin analizinde, İran ile savaş krizinin ve bundan kaynaklanan enflasyonun ara seçimler öncesinde Trump’ın üzerinde ağır bir gölge oluşturduğunu ve kamuoyu hoşnutsuzluğunun zirveye ulaştığını yazmaktadır. Eski ABD İstihbarat Subayı Malcolm Nance bu durumu şu sözlerle nitelendirmektedir:

“Trump, İran savaşı bataklığında boğuluyor; mühimmatımız esasen tükendi ve İran bunu çok iyi biliyor. O şu anda son çalı çırpılara tutunmaya çalışıyor.”

Hürmüz Boğazı Tahran’ın Avucunun İçinde

Washington’ın stratejik krizi, İran’ın nüfuz coğrafyasına ve baskı unsurlarına bakıldığında daha net ortaya çıkmaktadır. The Times of India hazırladığı stratejik raporda, Hürmüz Boğazı’nın tamamen Tahran’ın kontrolünde olduğunu ve Basra Körfezi kıyısındaki ülkelerin bu kritik enerji damarının kontrolünü İran’ın elinde tanımak zorunda oldukları gerçeğine yavaş yavaş boyun eğdiklerini yazmıştır. Bu sırada Fox News, Yemenlilerin operasyonları nedeniyle Babülmendep’te “ikinci bir Hürmüz Boğazı” oluşmasına dair Batılı çevrelerde yaşanan korkuyu aktarmaktadır.

Trump’ın son olarak Maskat’ın İran ile anlaşması halinde Umman’ı bombalamakla tehdit etmesi, savaş yanlısı ve cahil ABD Başkanı’nın zihinsel tıkanıklığının ve çaresizliğinin zirvesini gözler önüne sermektedir. İran ile mücadele sahasında çıkmaza giren Trump, şimdi komşuları korkutarak ve bölge ülkelerini tehdit ederek savaşın alanını genişletmeye ve belki de bu yolla kaçınılmaz yenilgisini örtbas etmeye çalışmaktadır; bu yaklaşım ABD diplomatik ve askeri mekanizmasının aşırı zayıflığını ve işlevsizliğini göstermektedir.

Trump Bir Günah Keçisi Arıyor

The Wall Street Journal da Trump’ın Umman’ı bombalama tehdidine ilişkin haberinde, Donald Trump’ın İran ile anlaşmaya varma konusundaki başarısızlığının sorumluluğunu Umman’ın üzerine yıkmaya çalıştığını bildirdi. Bilgili kaynaklar, Trump’ın İran ile anlaşma sağlanmasındaki sorunların sorumluluğunu yükleyecek bir kurban aradığını vurguladı.

ABD yönetimindeki bazı üst düzey yetkililer, Trump’ın Umman’ı kurban etmekten başka bir şey yapmadığına inanıyor. Beyaz Saray boğazı yeniden açmayı şiddetle isterken ABD, İran-Umman anlaşmasının Tahran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünü güçlendirmesinden endişe duyuyor. Trump daha önce de Hürmüz Boğazı konusunda Maskat ve Tahran arasında yürütülen müzakerelerin gölgesinde Umman’ı birkaç kez bombalamakla tehdit etmişti.

Teslim Bayrağını Kim Çekmeli?

The Hill yayını, İran’ın akıllıca bir stratejiyle Trump için maliyetleri yükselttiğini ve Tahran’da hiç kimsenin Washington’ın tamamen geri çekilmesinden daha azına razı olmayacağını doğru bir şekilde analiz etmiştir. Zaman, Beyaz Saray’ın yanlış hesaplarının aksine ABD’nin değil, İran’ın baskı kozlarının güçlenmesi yönünde işlemektedir.

Trump bugün önü de arkası da yenilgiye çıkan bir sıkışmışlığın ve bataklığın ortasında kalmıştır: Savaşı yeniden başlatırsa İran direncinin çelikten duvarı ve boş mühimmat rafları ile karşılaşacaktır; “ne savaş ne barış” şeklindeki yıpratıcı duruma boyun eğerse de kamuoyunun ezici baskısı, ekonomik krizler ve iç siyasi gelişmeler iktidarının temellerini sarsacaktır. Çıplak hakikat şudur ki; iradeleri zorbalıkla dikte etme devri kapanmıştır. Bugün, İran milletinin demir iradesi karşısında gerçekleri kabul etmesi gereken Washington’dır ve teslimiyet bayrağının, ABD’nin bölgedeki yenilgiye uğramış politikalarının üzerinde yıllardır dalgalandığını bilmelidir.

Read 6 times