کارگر
Savaş uçakları ve sahte haberler: Düşmanın stratejisi ve İran’ın profesyonel yanıtı
27-11-2025, 18:31
Siyonist rejim ve ABD bağlantılı medya, “Tahran’a hava saldırısı” iddialarıyla İran’da algısal güvensizlik yaratmayı hedefleyen bir psikolojik operasyon yürüttü; ancak bu çabalar, İran’ın hava savunma gücünü gözler önüne sererek başarısız oldu.
Siyonist rejim ve ABD bağlantılı İbranice kanallar, Twitter botları ve psikolojik harp odaları, 24 saat boyunca “Tahran’a hava saldırısı” feryadı koparırken, başkentin semalarında yalnızca kendi savaş uçaklarının sesi yankılandı. Bu ses, İran halkına güven verirken, düşmanlar içinse bir kâbus haline geldi. Beklenildiği gibi, “vahşet” yaratması hedeflenen bu çok katmanlı psikolojik operasyon, nihayetinde başarısız oldu ve sadece İran’ın hava savunma gücünü gözler önüne serdi.
Sahte bir kriz senaryosunun iki perdesi
Geçen Salı akşamından Çarşamba öğleden sonrasına kadar, karmaşık ve tamamen koordine edilmiş bir senaryo, İbrani ve Batı merkezli medya ile sanal ortamda hayata geçirildi. Bu senaryonun nihai hedefi, İran toplumunda hassas bölgesel ve iç müzakerelerin eşiğinde ‘algısal güvensizlik’ yaratmaktı. Düşmanın amacı, İran halkının güvenini sarsmak ve toplumsal huzursuzluk oluşturmaktı.
Operasyon iki aşamada tasarlandı:
Birinci aşama: Irak semalarında haber bombardımanı (25 aralık gecesi)
İsrail ve Amerikan bayrakları taşıyan birkaç Twitter hesabı, "düzinelerce İsrail savaş uçağının Irak semalarına girdiğini ve İran sınırlarına yaklaştığını" iddia etti. Ancak gerçek şu ki, hiçbir resmi Irak, Amerikan veya uluslararası kaynak bu iddiayı doğrulamadı. Pentagon ve CENTCOM da bu yazının yazıldığı tarih itibarıyla sessizliğini koruyor.
Irak semasında meydana gelen olay, bir saha operasyonu değil, savaş gölgesi yaratma, güvensizlik aşılama ve İran halkının kamuoyunu kışkırtma amacı güden bir psikolojik-medya senaryosudur. Yapılan incelemeler, hiçbir güvenilir bölgesel veya uluslararası kaynağın yeni bir hava operasyonunun gerçekleştiğini doğrulamadığını ve Irak ordusu ile bölgedeki güvenlik kaynaklarının da resmi bir rapor sunmadığını göstermektedir. Bu iddialar, yalnızca bazı İbrani dilindeki kanallarda ve daha önce sahte haberler yayımlamış olan bazı tanınmamış kaynaklarda yer almıştır; bu kaynakların temel amacı, yaklaşan bir tehdit algısı yaratmak ve toplumun psikolojik huzurunu bozmak olmuştur.
Düşmanın medya ekibi, İbrani dilindeki kaynaklardan gelen haberlerin yayımlanmasını içeriyordu ve bu durum, bu haberlerin İran kaynaklarından geldiği izlenimini vererek halk ile yerel medya arasında bir ikilik yaratmayı amaçlamıştır.
Ertesi sabah, Tahran’ın kuzey ve batı bölgelerinde savaş uçaklarının gürültüsü duyuldu. Hemen ardından, binlerce bot ve sahte hesap, halkta psikolojik güvensizlik yaratmak amacıyla haberler yayımlamaya başladı
Teknik ve resmi gerçekler:
İran Hava Kuvvetleri Genelkurmay Başkanlığı yaptığı bir açıklamada, “İran İslam Cumhuriyeti Hava Kuvvetleri’ne ait bir MiG-29 savaş uçağının, günlük görevlerini yerine getirmek amacıyla Tahran semalarından geçtiğini duyurdu. Bu uçuş, İran İslam Cumhuriyeti Hava Kuvvetleri’ne ait diğer savaş uçaklarının uçuşlarıyla birlikte, İran semalarında sürekli güvenlik sağlamak için rutin ve geçmişte de uygulanan bir uygulamadır ve gelecekte de devam edecektir.” ifade etti
Gelişmiş Psikolojik Savaş; Düşmanın Kullandığı Taktiklerin Detaylı Açıklaması
Bu operasyon, düşmanın kullandığı aşağıdaki taktiklerden oluşan bir psikolojik savaştır:
Yapay bağlantı taktikleri
İki tamamen alakasız olay (İran’a yönelik sahte bombardıman iddiaları + İran Hava Kuvvetleri’nin rutin tatbikatı) kasıtlı olarak birbirine bağlanarak bir “koordineli saldırı hikayesi” oluşturulmuştur.
Bilgi fırtınası taktikleri
6 saatten kısa bir sürede, benzer etiketlerle (hashtag) çok sayıda tweet yayımlandı; bunların çoğu 50’den az takipçisi olan ve bir yıldan daha kısa sürede açılmış hesaplardan geldi (bu, botların belirgin bir işareti).
Yanlış görselleştirme taktikleri
Kendi iddialarını kanıtlamak için eski videoların yaygın bir şekilde kullanılması.
Güven tahrip taktikleri
Toplumda güvensizlik yaratmak amacıyla sahte mesajların ve yalan haberlerin yayımlanması, düşmanın psikolojik operasyonlarındaki bir diğer yöntemdir.
Stratejik sessizlik; İran’ın en güçlü yanıtı
İran Silahlı Kuvvetleri, son ana kadar kasıtlı olarak sessiz kaldı; bu, korkudan değil, üç akıllıca sebepten dolayıdır:
Düşmanı “medya oksijeninden” mahrum bırakmak
Bir dedikodunun “uluslararası sıcak haber” haline gelmesini engellemek
Kesin bir özgüven sergilemek; kendine güvenen bir ülkenin, anlık açıklamalara ihtiyacı yoktur.
İran Hava Kuvvetleri Genelkurmay Başkanlığı’nın açıklaması yayımlandığında, düşmanın psikolojik savaşı iki saatten kısa bir sürede çöktü.(Mehr)
İran’ın Yeni Gücü: Muhacir İHA
Muhacir İHA ailesi, Kudüs Havacılık Endüstrisi tarafından yerli olarak üretilen ve son 40 yılda basit bir keşif platformundan, savaş durumunda caydırıcılık ve hızlı karşılık sağlayan stratejik bir silaha dönüşen bir sistemdir.
Muhacir İHA ailesi, Kudüs Havacılık Endüstrisi tarafından yerli olarak üretilen ve son 40 yılda basit bir keşif platformundan, yalnızca İran’ın sınırlarını gözetlemekle kalmayıp bölgesel operasyonlarda, tatbikatlarda ve hatta Siyonist rejim ile yaşanan son 12 günlük çatışma gibi durumlarda caydırıcılık ve hızlı karşılık sağlayan stratejik bir silaha dönüşen bir sistemdir. Müttefik ülkelere ihracatla birlikte bu İHA’lar artık jeopolitik dengeleri değiştiriyor ve İran’ı küresel bir İHA gücü hâline getiriyor.
Muhacir İHA ailesi, İran’ın en başarılı savunma başarılarından biri olarak 1980’lerden günümüze teknoloji evrimini kat etmiş ve bugün İran silahlı kuvvetlerinin İHA gücü ile caydırıcılığının temelini oluşturmuştur. Kudüs Havacılık Endüstrisi tarafından geliştirilen bu İHA’lar, basit keşif görevlerinden uzun menzilli stratejik operasyonlara kadar geniş bir yelpazede kullanılmakta ve tatbikatlarda, sınır operasyonlarında, terörle mücadelede ve ihracatta kilit rol oynamaktadır. Uzmanlara göre Muhacir ailesinin başarısı, İran’ın yaptırımlara rağmen elde ettiği savunma kabiliyetini ve ‘asimetrik savunma’ stratejisinin etkinliğini göstermektedir.
Muhacir ailesinin tarihçesi ve geliştirme felsefesi
Muhacir ailesi, İran’ın 8 yıllık savaş dönemindeki ihtiyaçlarından doğdu. Savaş alanını, sınırları ve tehditleri hızlı biçimde takip etmek için ilk modeller tasarlandı. Geliştirme felsefesi yerli üretim, tersine mühendislik ve yenilik üzerine kuruluydu. Basit bir hafif keşif platformu olarak başlayan Muhacir, zamanla stratejik bir saldırı İHA’sına dönüştü. Günümüzde Muhacir ailesi, Muhacir-1’den Muhacir-10’a kadar uzanan geniş bir yelpazede sürekli keşif, hızlı tepki ve ekonomik caydırıcılık sağlıyor.
Muhacir İHA nesilleri ve teknik özellikleri
Muhacir-1
Savaş yıllarında geliştirilen ilk yerli İHA; hafif yapıda, görüntü keşfi için tasarlanmıştır.
Muhacir-2 ve Muhacir-2N (M2-N)
Sınır gözetleme, canlı görüntü aktarımı; kara kuvvetleri, sınır güvenliği ve Devrim Muhafızları tarafından yoğun kullanılır; sınırlı menzil ama yüksek verimlilik.
Muhacir-3
Daha uzun süre havada kalabilen, menzili artırılmış, yapısı ve motoru güçlendirilmiş orta menzilli keşif İHA’sı.
Muhacir İHA ailesi; İran’ın gökyüzündeki caydırıcılık sütunu
Muhacir-4
Uzun süreli sınır ve deniz gözetleme; çoklu spektral kamera, elektronik harp, gerektiğinde hassas mühimmat taşıyabilir. Menzil: 250 km.
Muhacir-5
2000 km menzil ve daha ağır mühimmat kapasitesi; stratejik görevler için tasarlanmış gelişmiş model.
Muhacir-6
2017’de tanıtıldı, 2018’den itibaren seri üretimin yapıldığı model. Keşif, gözetleme, hedefleme ve istihbarat (ISTAR) kapasitesi, noka vuruş kabiliyetine sahip Kaim, Almas ve Sadid-345 mühimmatları taşıyabilir, 24 saat uçuş süresi, 2000 km menzil, terörle mücadelede ve kara birliklerinin desteklenmesinde aktif kullanım kapasitesi.
Muhacir-10
2023’te tanıtılan en gelişmiş model. MQ-9 Reaper’a benzer görünü, 210 km/s hız, 2000 km menzil, 24 saat havada kalış, geniş mühimmat yelpazesi, olası uydu bağlantısı, 2024’te Rusya’da askeri fuarda sergilendi.
Bu model İran’ın bölgesel ve stratejik caydırıcılığını ciddi derecede artırmıştır.
Kudüs Havacılık Endüstrisi: İran’ın İHA mühendislik merkezi
1986’dan bu yana Muhacir ailesinin temel geliştiricisi olan bu kurum; gövde, motor, kontrol sistemleri, kamera, veri bağlantısı, elektronik harp bileşenleri ve yer kontrol istasyonlarının büyük bölümünü yerli olarak üretmektedir. İHA araştırma-geliştirme faaliyetlerinin merkezidir ve İran’ın İHA doktrininin omurgasını oluşturur.
Operasyonel ve stratejik kullanım alanları
Sınır gözetleme
Doğu, batı ve güney sınırlarında sürekli canlı görüntü aktarımı; özellikle Muhacir-2 ve Muhacir-4 bu görevlerde yaygın olarak kullanılır.
Terörle mücadele
Muhacir-6; Irak’ın kuzeyi ve Suriye’de terör gruplarına karşı hedef imhası, intihar yüklü araçların engellenmesi ve hareketli hedeflere saldırılarda kullanılmıştır.
Kara birliklerine destek
Topçu atış düzeltmesi, doğru hedefleme ve gerçek zamanlı görüntü aktarımı.
Deniz operasyonları
Fars Körfezi’nde düşman gemilerinin izlenmesi ve kıyı-deniz kuvvetlerinin desteklenmesi.
Stratejik görevler
Muhacir-6 ve 10, derin keşif, hassas saldırı ve bilgi desteği sağlar.
Tatbikatlar ve gerçek çatışmalardaki rolü
Muhacir ailesi, “Peygamber-ı Azam”, “Zülfikar” ve “Velayet” gibi birçok tatbikatta keşif, hedefleme ve saldırı görevlerinde kullanılmıştır. Deniz tatbikatlarında gemi gruplarını takip etmiş, ordu tatbikatlarında Muhacir-6 aktif saldırı platformu olarak görev almıştır.
Siyonist rejim ile yaşanan 12 günlük savaşta, Muhacir-4 ve 6 sınır bölgelerinde keşif uçuşları yapmış, hava savunmasını bilgilendirmiş ve hızlı karşılık için hazır tutulmuştur. Doğrudan saldırı yapılmamış, ancak caydırıcılık amaçlı yoğun gözetleme sağlanmıştır.
Stratejik önemi ve caydırıcılık
Muhacir ailesi, ürekli istihbarat ve gözetleme, hızlı ve hassas karşılık kapasitesi, düşük maliyet–yüksek etki oranı sayesinde İran’a ekonomik ve etkili bir caydırıcılık sağlamaktadır. Bölgesel rekabet ve yaptırımların yarattığı zorluklara rağmen, bu İHA ailesi İran’ı bölgesel bir İHA gücü hâline getirmiştir.
Sonuç
40 yıllık gelişimle Muhacir İHA ailesi, basit keşiften stratejik saldırı kapasitesine uzanan bir dönüşüm geçirmiş ve İran’ın savunma mimarisinin temel unsurlarından biri hâline gelmiştir. Kudüs Havacılık Endüstrisi’nin yerli mühendislik başarısı sayesinde Muhacir İHA’lar, keşif, hassas saldırı ve caydırıcılıkta önemli rol oynamaktadır. Bu aile, İran’ın yalnızca füzelerle değil, aynı zamanda ekonomik ve sürdürülebilir bir İHA ağıyla da güçlü bir caydırıcılık sağlayabildiğini göstermektedir
/mehr
Gazze’de Ölüm Durmadı, Yıkım Durmadı, Zulüm Durmadı
Katliamı görmüyorlar mı? Elbette görüyorlar. Ama çıkar ilişkileri, stratejik hesaplar, siyasi dengeler bu masum canlardan daha fazla değer görüyor... Ümmet Sessiz, Yöneticiler Hain… Kutsal değerlerden, kardeşlikten, ümmet olmaktan bahsedenlerin bugün emperyalistlerle kol kola gezer hâle gelmesi, sadece politik bir zayıflık değil; tarihsel bir utançtır... Gazze’de çocuklar ölürken, bazı yöneticilerin ekonomik ilişkileri bozulmasın diye sesini çıkarmaması kelimenin tam anlamıyla ihanettir.
Gazze’de Ölüm Durmadı, Yıkım Durmadı, Zulüm Durmadı
Sözde soykırım durdu mu?
Sözde Yahudi zulmü durdu mu?
Hayır…
Gazze’de insanlık dramı sürüyor
Dünyanın gözleri önünde bir şehir yok ediliyor.
Gazze bugün haritadan silinmeye çalışılan bir coğrafya değil, insanlığın vicdanının gömüldüğü bir mezarlıktır.
“Ateşkes ilan edildi”, “çatışmalar durdu” diyenlerin ekranlarda kurduğu cümleler ile Gazze’nin gerçeği arasında uçurum var.
Çünkü sahada ölüm durmadı, yıkım durmadı, zulüm durmadı.
Her gün, her saat, her dakika aynı kara haberler geliyor: Çocuklar ölüyor…
Kadınlar hedef alınıyor…
Sivil yerleşimler bombalanıyor.
Ve dünya, bütün bunları sadece izliyor.
Peki, nerde bu savaşı sona erdirmesi gereken devletler?
Hani insan haklarından, özgürlüklerden, adaletten bahsedenler?
Hani “uluslararası hukuk” diyenler?
Katliamı görmüyorlar mı?
Elbette görüyorlar.
Ama çıkar ilişkileri, stratejik hesaplar, siyasi dengeler bu masum canlardan daha fazla değer görüyor.
Dünyanın suskunluğu sadece ayıp değil, doğrudan suça ortak olmaktır.
Ümmet Sessiz, Yöneticiler Hain…
Filistin’de yaşanan bu insanlık dışı tablo karşısında en çok yaralayan ise İslam dünyasının suskunluğudur.
Kutsal değerlerden, kardeşlikten, ümmet olmaktan bahsedenlerin bugün emperyalistlerle kol kola gezer hâle gelmesi, sadece politik bir zayıflık değil; tarihsel bir utançtır.
Kendisini İslam dünyasının lideri ilan eden, ümmet söylemini dillerinden düşürmeyen yönetimler bile emperyalistlerle iş birliği içinde bu vahşete göz yumuyor.
Gazze’de çocuklar ölürken, bazı yöneticilerin ekonomik ilişkileri bozulmasın diye sesini çıkarmaması kelimenin tam anlamıyla ihanettir.
Bugün Gazze’de ateşkes olsa bile soykırım durmadı.
Yıkım, ölüm, yok etme politikası tüm hızıyla sürüyor.
Ateşkes kelimesi, sadece bombaların sesini bastırmak için kullanılan ucuz bir makyajdır.
Yahudi ordusu durmadan bombalıyor.
Dünyanın gözü önünde İsrail ordusu bombaları yağdırmaya devam ediyor.
Her bomba bir ev yıkıyor, her mermi bir hayatı koparıyor.
Ama uluslararası kurumlar üç maymunu oynamaya devam ediyor:
Görmüyorlar, duymuyorlar, konuşmuyorlar.
Bugün Gazze sadece Filistin halkının değil, tüm insanlığın sınavıdır.
Ve ne acıdır ki dünya bu sınavdan bir kez daha sınıfta kalmıştır.
Biz Susmayacağız
Biz bu topraklarda zulme sessiz kalmanın ne demek olduğunu tarih boyunca gördük.
Suskunluk, zalimin yanında saf tutmaktır.
Bu yüzden yazacağız, söyleyeceğiz, haykıracağız.
Çünkü Filistin sadece bir coğrafya değil;
Vicdanımızdır.
Onurumuzdur.
İnsanlığımızdır.
Gazze yanarken susmak, insanlığa ihanet etmektir. (Zafer Çam, iktibas)
Kahire'den Beyrut'a Tehdit: İsrail'in Şartlarına Göre Doğrudan Müzakere İçin Ültimatom!
Lübnanlı kaynaklar, Mısır Dışişleri Bakanı'nın Beyrut'taki tehditkar ve alışılmadık tonuna işaret ederek, bu Mısırlı yetkilinin Lübnan hükümetini açıkça tehdit ettiğini ve Siyonist rejimin şartlarına göre Kahire'de Lübnan ile bu rejim arasında doğrudan müzakereler için birkaç haftalık bir ültimatom verdiğini açıkladı.
Tesnim Haber Ajansı- birkaç aydır Amerika ve Siyonist rejimin hareketleriyle uyumlu olarak Lübnan dosyasına giren ve aynı Amerikan-Siyonist dayatmalarını farklı bir formatta Lübnanlılar için tekrarlayan Mısır, bu kez Lübnan hükümetine Kahire'de Siyonist rejimle doğrudan müzakereler için birkaç haftalık bir ültimatom vermiş ve alenen bu ülkenin teslim olmasını talep etmiştir.
Kahire Beyrut'u Tehdit Hattında; Ya İsrail Karşısında Teslimiyet Ya Da Cehennem!
El-Ahbar gazetesinin raporuna göre, Mısır dahil olmak üzere Lübnan dosyasına müdahil olan dış taraflar, Lübnan'daki durumun tırmanması konusunda uyarıda bulunuyor ve bu ülkenin teslim olmaması durumunda Gazze olaylarının Lübnan'da tekrarlanacağı tehdidinde bulunuyorlar.
Bu arada, ABD Başkanı Donald Trump ile Gazze ateşkes planının hazırlanmasında "Teslimiyet ya da Cehennem" başlığıyla işbirliği yapan grup, bugün Lübnan dosyasına giren ve İsrail'in saldırılarını durdurmak istediğini iddia eden grubun neredeyse aynısıdır.
Gazze dosyasındaki başarısızlığını kanıtlayan ve Siyonistleri bu şeritte ateşkes anlaşmasını uygulamaya zorlayamayan bu grup, Lübnanlılar için bir kurtuluş hattı sağlamaya çalıştığını ve Lübnanlıların teslim olmayı reddetmeleri halinde cehenneme mahkum olacaklarını iddia ediyor.
Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati'nin dün Beyrut'a yaptığı ziyaretin içeriği, Mısır İstihbarat Başkanı Hasan Reşad'ın ziyaretinden ve yoğun Mısır-Suudi-Amerikan-Fransız diplomatik faaliyetlerinden bir ay sonra, Lübnan'daki durumun kötüleşmesine ilişkin artan tehditkar tonu ifade etmektedir.
Mısır Dışişleri Bakanı, Gazze ateşkes anlaşmasının imzalanmasından önce Trump'ın Hamas'a yönelik yaklaşımını tekrarlayarak, Beyrut'a karşı açık ve doğrudan bir tehditte bulundu.
Üst düzey Lübnanlı kaynaklar şunları bildirdi: Kahire'nin bu tehditkar mesajı, birkaç gün önce Mısır'ın Lübnan'a yönelik girişimi hakkında; Hizbullah'ın silah kullanımını durdurması ve İsrail'e karşı herhangi bir eylemde bulunmama taahhüdü karşılığında bu rejimin Lübnan'ın işgal altındaki noktalarından çekilmeye başlaması ve bazı Lübnanlı esirlerin serbest bırakılmasına dair, müzakere sürecine bir hazırlık olarak ilgili taraflara bilgilerin ulaşmasından sonradır. Bu öneri birkaç hafta önce Hasan Reşad tarafından Lübnanlı yetkililere bildirilmişti.
Mısır'dan Lübnan'a Kahire'de İsrail İle Doğrudan Müzakere İçin Ültimatom
Bu arada Lübnanlı yetkililer, Mısır Dışişleri Bakanı'nın dün Beyrut'ta söyledikleri ve İsrail'in talepleriyle uyumun ötesine geçen adımdan şaşkınlık duydular. Bedr Abdulati, silah kullanımını durdurma fikrinden tüm Lübnan'ı silahsızlandırma tehdidine yöneldi ve bu planın Litani Nehri'nin güneyinden El-Evveli Nehri'ne kadar uzanan bölgede derhal başlaması gerektiğini vurguladı.
Lübnanlı kaynakların başarısız olarak nitelendirdiği Beyrut ziyareti sırasında bu Mısırlı yetkili, ülke yetkililerine şunları söyledi: Lübnan, Litani Nehri'nin kuzeyinde silahsızlanmayı başlatmalı ve Lübnan'dan istenen, Hizbullah ile en azından bu partinin silahlarını teslim etmeye hazır olduğuna dair niyetini açıkça beyan etmesiyle başlayacak pratik bir çözüm yolu bulmasıdır.
Mısır Dışişleri Bakanı ayrıca, Kahire'de Lübnan ile Siyonist rejim arasında doğrudan müzakere talebini iletti ve bu yıl sona ermeden önce İsrail tarafından gerilimin kaçınılmaz olarak tırmandırılacağı konusunda uyarıda bulundu.
Mısır Dışişleri Bakanı'nın bu açık ve doğrudan tehditleri Lübnanlı yetkilileri şaşırttı; çünkü onlar Kahire'nin bir arabulucu olarak ortaya çıkmasını ve Lübnan için bir imtiyaz almasını bekliyorlardı. Ancak Mısır'ın, Lübnan ile herhangi bir yeni anlaşmadan önce Hizbullah'ın silahsızlandırılması yönündeki İsrail talebini desteklediği ortaya çıktı.
Lübnanlı Yetkililerin Kahire'nin Tehditkar Tutumu Karşısındaki Şaşkınlığı
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Aoun, Mısır Dışişleri Bakanı'nın bu tutumundan duyduğu şaşkınlığı dile getirerek, Abdulati'nin Lübnan'ın girişimine hiçbir yanıt vermediğini, aksine daha fazla talepte bulunduğunu söyledi.
Aoun, Mısır Dışişleri Bakanı'na, Lübnan'ın ateşkes anlaşmasının hükümlerine tamamen bağlı olduğunu ve ordunun, silahların devletin elinde toplanması planını aşamalı olarak uygulamakta olduğunu vurguladı.
Lübnan Parlamentosu milletvekilleri de, İsrail'in Lübnan'a karşı kapsamlı ve yıkıcı bir savaş niyetinden bahseden Mısır Dışişleri Bakanı'nın tehditkar tonundan şaşırdıklarını açıkladılar.
Abdulati aynı mesajı Meclis Başkanı Nebih Berri ve Lübnan Başbakanı Nevaf Selam'a da ileterek şunu vurguladı: İsrail'in başvurabileceği gerilimi tırmandırma konusunda hiçbir sınır yoktur. Nebih Berri de cevaben Lübnan'ın ateşkes anlaşmasının hükümlerine tamamen bağlı olduğunu söyledi.
El-Ahbar tarafından elde edilen bilgilere göre Abdulati üç ana noktaya odaklandı: "Silahların Litani Nehri'nin güneyinden tamamen çıkarılması, İsrail'e karşı herhangi bir askeri eylemden kaçınma taahhüdüyle bunların Litani'nin kuzeyine nakledilmesinin başlatılması ve ardından Suudi-Amerikan gözetiminde Kahire'de İsrail ile doğrudan müzakerelere girilmesi."
Mısır'ın Lübnan'a Yönelik Tehditkar Tonunun Perde Arkası
Bu Mısırlı yetkili şöyle dedi: Ben bu konuyu İsrailli yetkililerle görüştüm ve onlar bana, Lübnan'a karşı sadece hava saldırısıyla sınırlı kalmayacak, kara harekatını ve yüzlerce yerin hedef alınmasını da içerecek bir saldırı düzenlemeye karar verdiklerini bildirdiler.
Bilgi sahibi kaynaklar, Kahire'nin Beyrut'a yönelik bu tehditkar tonunun, İsrail'in Lübnan'a yönelik gerilimi tırmandırmasının Gazze'deki ateşkes anlaşmasını da etkileyebileceği ve Mısır'ın korktuğu projeleri; özellikle Filistinlilerin Gazze Şeridi'nden Sina Çölü'ne sürülmesi veya sınır çatışmalarıyla eş zamanlı olarak Hamas liderlerinin Kahire'ye girmesi gibi Mısır'ı tepki vermeye zorlayacak durumları hayata geçirebileceği yönündeki endişelerinden kaynaklandığını açıkladı.
Bu, Kahire'nin Lübnan'daki gerilimi azaltma çabalarıyla Gazze anlaşmasını korumayı ve bölgesel çıkarlarını muhafaza etmeyi amaçladığı anlamına gelmektedir.
Bununla eş zamanlı olarak, Amerikan-Fransız-Suudi baskıları da çeşitli boyutlarda Lübnan üzerinde artmış ve Amerikan ekibi doğrudan ve açık bir şekilde Beyrut'u; ilki herhangi bir müzakere ve yeni anlaşmadan önce Hizbullah'ın silahsızlandırılması olan İsrail'in şartları ve talepleri altında doğrudan müzakereye hazır olmazsa, Lübnan'a karşı yıkıcı bir savaş senaryosunun daha tekrarlanacağı tehdidinde bulunmaktadır.
Colani, 400 Uygur savaşçıyı Çin'e satıyor
Suriye'deki Heyet Tahrir eş-Şam (HTŞ) rejiminden iki kaynak, AFP'ye Çin ile Uygur savaşçıların pazarlığını yaptıklarını bildirdi.
HTŞ yetkilisi, Uygur savaşçıları meselesinin Şeybani'nin Pekin temaslarının ana başlıklarından biri olacağını belirterek “Çin’in talebi doğrultusunda Şam yönetimi, söz konusu unsurları kademeli gruplar hâlinde teslim etmeye hazırlanıyor” ifadelerini kullandı.
Diğer HTŞ kaynağı da AFP’ye yaptığı değerlendirmede, “Suriye yönetimi, önümüzdeki süreçte yaklaşık 400 Uygur savaşçısını Çin’e iade etmeyi planlıyor” bilgisini aktardı.
The Economist, Ocak ayında Çin hükümetinin, Suriye’deki Uygur kökenli Türkistan İslam Partisi (TİP) mensuplarını ulusal güvenliğe yönelik bir tehdit olarak gördüğünü yazmıştı.
HTŞ'nin Çin’le ilişkileri gözeterek Uygur grupları silahsızlandırması ve faaliyet alanlarını sınırlandırması yönünde adımlar atması bekleniyordu ancak militanların direkt olarak Çin'e teslimi beklenmiyordu.
Suriye'ye emperyal müdahale döneminin ilk zamanlarında, (2012 yılında), Çin’de yayımlanan Global Times gazetesi, Sincan Uygur Özerk bölgesindeki bazı Sünni militanların el-Kaide ile birlikte son meşru Suriye yönetimine karşı savaşmak üzere bu ülkeye gittiklerini bildirmişti.(YDH)
Irak halkının ABD işbirlikçilerine karşı seçim zaferinin 5 temel nedeni
Irak Direniş Hareketlerinden Nuceba Hareketi Siyasi Konseyi Üyesi Feras El-Yasar, Irak’ın meclis seçimlerinde yüksek katılım ve direniş yanlılarının başarısının beş temel sebebine işaret etti ve bunları şöyle sıraladı:
1. Alevi karşıtı bazı ayrıştırıcı söylemlere halkın verdiği tepki
2. Direniş gruplarının “El-Aksa Sel Sekisi” operasyonundaki aktif katılımı ve büyük şehitlerin verilmesi
3. Siyonist rejimin İran’a saldırısı sonrası halkın bölgesel tehditlerin boyutuna dair farkındalığının artması
4. Netanyahu’nun Irak’a yönelik açık tehditleri
5. “Büyük İsrail” ve “Yeni Ortadoğu” projelerinin açıklanması sonrası bölgedeki halklarla ortak kader bilincinin güçlenmesi
Tesnim haber ajansının haberine göre, El-Yasar ayrıca şöyle konuştu:
“ABD destekli akımlar bu seçimlerde bozguna uğradı; çünkü Iraklı halkın ortak vicdanında kökleşen kendi kaderini belirleme değerine inanmıyorlardı.”((Ajanslar)
Gazze'de varılan kırılgan ateşkes birinci ayını geride bıraktı
ABD Başkanı Donald Trump'ın sunduğu plan sonucu varılan Gazze Şeridi'ndeki ateşkes, İsrail'in sık sık ihlallerinin gölgesinde birinci ayını doldurdu.
İşgalci İsrail'in Gazze'ye yönelik 2 yılı aşkın devam eden soykırımının ardından, Trump'ın sunduğu planın Hamas ve Tel Aviv yönetimi tarafından kabul edilmesiyle ateşkes 10 Ekim'de yürürlüğe girdi.
Hamas, ateşkes kapsamında 13 Ekim'de elindeki 20 İsrailli esiri serbest bıraktı. Böylece Gazze'deki tüm sağ esirler serbest bırakılmış oldu.
İsrail de anlaşma kapsamında hapishanelerdeki 2 bine yakın Filistinli esiri salıverdi.
Hamas ayrıca Gazze'de ölen 28 esirden, 24'ünün cenazesini teslim etti. Geri kalan 3'ü İsrailli, biri de Taylandlı, 4 esirin cenazelerinin bulunması için çalışmalar sürüyor. İsrail de buna karşılık 330 Filistinlinin naaşını Gazze'ye gönderdi.
İsrail, ateşkesi bozmaya çalıştı
Siyonist İsrail rejimi, bir aylık süre içinde Gazze'deki kırılgan ateşkesi bozma girişiminde bulundu.
İlk olarak Refah'ta 2 askerinin öldürüldüğü ve Hamas'ın ateşkesi ihlal ettiğini ileri süren İsrail ordusu, 19 Ekim'de Gazze'ye geniş çaplı saldırılar düzenledi.
Ateşkesi ihlal eden İsrail ordusunun saldırılarında en az 21 Filistinli hayatını kaybetti. Orduya saldırı talimatı veren İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Gazze'ye yardım girişlerini de askıya alınmasını istedi. Ancak bu kararlardan kısa süre sonra İsrail ordusu Gazze'ye saldırıları sonlandırarak ateşkesin tekrar yürürlüğe girdiğini duyurdu, yardım girişleri kısıtlı olsa da devam etti.
İsrail basını, Netanyahu yönetiminin ABD'nin baskısı sonucu ateşkese geri döndüğünü yazdı.
Bu saldırılardan 10 gün sonra Netanyahu yönetimi bir kez daha ateşkesi bozmaya çalıştı. Gazze'nin güneyinde Refah'ta İsrail ordusuna ateş açıldığı ve 1 askerin öldüğü haberinin ardından Netanyahu, bir kez daha Gazze'ye saldırı başlatılması talimatı verdi.
Saldırılarda 45'i çocuk, 100'den fazla Filistinli ölürken, ateşkesin bozulacağı endişesi hakim oldu.
Basındaki haberlere göre, ABD'nin devreye girmesiyle İsrail bir kez daha ateşkese dönmek zorunda kaldı.
İsrail saldırılarında ateşkesten bu yana Gazze'de 241 Filistinli şehit oldu
Ateşkesi sık sık ihlal eden İsrail ordusu, Gazze'de Filistinlileri öldürmeye devam ediyor.
Gazze'deki Sağlık Bakanlığının verilerine göre, İsrail'in 10 Ekim'den beri düzenlediği saldırılarda 241 Filistinli şehit oldu, 619'u da yaralandı.
Gazze'nin yarısından fazlasında işgalini sürdüren İsrail ordusu, 10 Ekim'den bu yana en az 194 kez ateşkesi ihlal etti.
Yardım girişleri anlaşmadan belirlenen oranın 3'te birinden az
Ateşkesi ihlal eden İsrail ordusu, Gazze'ye, anlaşmadaki miktarda yardımın girişine de izin vermiyor.
Varılan anlaşmaya göre, İsrail'in her gün Gazze'ye 600 tır insani yardımın girişine izin vermesi gerekiyordu ancak bölgeden gelen rakamlar Tel Aviv'in buna uymadığını gösteriyor.
Gazze'deki hükümetin medya ofisinden 6 Ekim'de yapılan açıklamaya göre, İsrail yönetimi anlaşmada belirtilen yardımın 3 birinden daha azına müsaade etti.
Tel Aviv yönetimi, 10 Ekim - 6 Kasım arasında Gazze'ye sadece 4 bin 453 yardım tırının girişine izin verdi. Bu sayının anlaşmaya göre, 15 bin 600 tır olması gerekiyordu. Bu da İsrail'in Gazze'ye, anlaşmadan belirtilen oranın üçte birinin de altında yardım tırının girişine izin verdiğini ortaya koyuyor.
Açıklamada ayrıca, İsrail’in, çocuklar, hastalar, yaralılar ve savunmasız kesimlerin ihtiyaç duyduğu 350’den fazla temel gıda ürününün Gazze Şeridi’ne girişini engellediği, buna karşın düşük besin değerine sahip sağlıksız gıdaların girişine izin verdiği belirtildi.(Ajanslar)
ABD, Tanker Savaşında İran Karşısında Yenildi
Demokrasileri Savunma Vakfı (FDD) raporuna göre, İran’ın Ekim ayında günlük 2 milyon varilin üzerinde petrol ihracatı yapması, Washington’un “maksimum baskı” politikasının başarısız olduğunu gösteriyor.
Amerikan düşünce kuruluşu Demokrasileri Savunma Vakfı (FDD), yayımladığı yeni raporda İran’ın Ekim 2025’te yaklaşık 66,8 milyon varil petrol ihraç ettiğini bildirdi. Bu rakam, günlük ortalama 2,15 milyon varile denk geliyor ve Eylül ayına kıyasla hafif bir artış anlamına geliyor.
Rapor, ihracatın yüzde 89,8’ini ham petrolün (1,93 milyon varil/gün), yüzde 9’unu fuel oilin (193,6 bin varil/gün) ve yüzde 1,2’sini gaz kondensatının (26 bin varil/gün) oluşturduğunu belirtiyor.
FDD’ye göre, İran’ın petrolünü Brent fiyatına kıyasla yüzde 5 ila 10 arasında indirimle sattığı tahmin ediliyor. Buna göre, Ekim ayındaki ihracatın 3,9 ila 4,2 milyar dolar arasında brüt gelir sağladığı tahmin ediliyor ki bu, Eylül ayı kazançlarıyla neredeyse aynı seviyede.
Çin Başlıca Alıcı, BAE İkinci Sırada
Petrol sevkiyatlarını takip eden TankerTrackers verilerine göre, Çin İran’ın petrol ihracatında açık ara en büyük alıcı olmaya devam ediyor.
Çin toplam ihracatın %90,6’sını, Birleşik Arap Emirlikleri %6,7’sini, Singapur %1,5’ini ve Yemen %0,4’ünü oluşturuyor.
Tanker Yaptırımlarında ABD Başarısız Oldu
Rapor, İran petrolünü taşıyan 58 tankerden 39’unun ABD, 2’sinin İngiltere, 3’ünün Avrupa Birliği tarafından yaptırıma tabi tutulduğunu; buna karşılık 14 tankerin hâlen hiçbir yaptırıma dahil edilmediğini ortaya koydu.
Bu durum, İran petrol ticaretinde rol oynayan “gölge filo”nun yaklaşık dörtte birinin hâlâ serbest şekilde çalıştığını gösteriyor. Üstelik yaptırım altındaki tankerlerin de küresel deniz taşımacılığında serbestçe faaliyet göstermeye devam ettiği bildiriliyor.
ABD’nin Yeni Yaptırım Dalgası Sonuç Vermedi
Ekim ayında ABD Hazine Bakanlığı, İran’la bağlantılı üç ayrı yaptırım paketi açıkladı. Bunlardan 9 Ekim tarihli paket, enerji sektörünü hedef alan en geniş kapsamlı yaptırım dalgası olarak öne çıktı.
Bakanlık, bu paketle birlikte İran’ın sıvılaştırılmış petrol gazı (LPG) ihracatında rol alan 50’den fazla kişi, kurum ve tankeri yaptırım listesine aldı. Listede ayrıca:
Çin’deki Rizhao Xinhua Petrol Terminali,
Shandong Jincheng Petrochemical Group Rafinerisi,
Dünyanın çeşitli bölgelerinde faaliyet gösteren örtülü şirketler de yer aldı.
Ancak tüm bu yaptırımlar, İran’ın petrol ihracatında herhangi bir düşüşe yol açmadı.
ABD Sigortalı Tankerlerle Taşınan İran Petrolü
FDD’nin verilerine göre, İran petrolünün 27 tankeri, merkezi New York’ta bulunan Amerikan sigorta şirketi “American Club” tarafından sağlanan sorumluluk sigortasına sahipti.
Bu durum, ABD yönetiminin, şirketi sigorta sözleşmelerini iptal etmeye yönlendirseydi İran petrol ticaretini kolaylıkla durdurabileceğini gösteriyor. Ancak ABD Hazine Bakanlığı, bu konudaki sorulara yanıt vermedi.
Tahran’ın Ekonomik Direnci ve Washington’un Yenilgisi
FDD raporu, Washington’un tek taraflı yaptırım stratejisinin nihai olarak başarısız olduğunu kabul ediyor. Raporun sonuç bölümünde şu değerlendirme yer aldı:
“ABD’nin tanker yaptırımları da dahil olmak üzere tüm maksimum baskı politikaları, İran ekonomisini diz çöktürmeye yetmedi. İran, ihracat akışını sürdürmeyi, gelirlerini istikrara kavuşturmayı ve ana alıcılarla ilişkilerini korumayı başardı.”
Bu tablo, İran’ın ekonomik esnekliği ve stratejik direncinin altını çizerken, Batılı politika yapıcılara da açık bir mesaj veriyor:
“İran ekonomisini sınırlama çabaları, ülkenin esnek mekanizmalarını ve geniş ticaret ağlarını anlamadan sürdürüldüğü sürece, başarısızlığa mahkûmdur.”
Sonuç olarak, ABD’nin tanker savaşı stratejisi çökmüş, İran ise petrol piyasasındaki konumunu koruyarak ekonomik damarlarını açık tutmayı başarmıştır.
Kaynak: Demokrasileri Savunma Vakfı (FDD) Raporu
Financial Times: Ortadoğu’da Barış Yok, İsrail’in Sessizce Yürüttüğü Savaş Var
ABD Başkanı Trump, Ortadoğu’da kendi ara buluculuğuyla sağlandığını vurguladığı ateşkesin kalıcı bir sükûnet getirdiğini savunuyor. Ancak Financial Times’ta yayımlanan analize göre, sahadaki tablo “barış”tan çok, birçok cephede yönetilen, düşük yoğunluklu bir savaşa işaret ediyor.
Financial Times, ABD Başkanı Donald Trump’ın “Ortadoğu’ya barış getirdik” söyleminin sahadaki gerçeklerle örtüşmediğini yazdı. Gazetenin analizine göre, İsrail’in Gazze ve Lübnan’da sürdürdüğü düşük yoğunluklu ama kesintisiz saldırılar, “ateşkes” olarak sunulan sürecin aslında sessiz bir savaş düzenine dönüştüğünü gösteriyor. Analizde, son iki yılda 80 binden fazla sivilin yaşamını yitirdiği vurgulanırken, “Trump barıştan söz ederken, bölgede ölüm hâlâ günlük bir gerçeklik” ifadeleri öne çıktı.
Gazetenin aktardığı veriler, Lübnan’da geçen yılki ateşkesten bu yana İsrail’in güney Lübnan ve Bekaa Vadisi’ne 500’den fazla saldırı düzenlediğini, 300’ü aşkın kişinin öldüğünü ve BM’nin en az 103 sivil ölümü teyit ettiğini ortaya koyuyor. Hizbullah yalnızca tek bir saldırıyı üstlenirken silahsızlanmayı reddetti; İsrail ise örgütün yeniden silahlandığını öne sürüyor. Bu koşullarda 80 binden fazla Lübnanlı halen evlerine dönemedi; kuzey İsrail’de de yaklaşık 30 bin kişi yerinden edilmiş durumda. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Lübnan’a daha geniş çaplı operasyon tehdidi ve Beyrut semalarında dolaşan İHA’lar, yeni bir çatışma dalgası ihtimalini büyütüyor.
GAZZE’DE “ATEŞKES” VAR AMA SALDIRILAR SÜRÜYOR
Gazze için 10 Ekim’de ilan edilen ateşkesin ardından dahi en az 236 Filistinli İsrail saldırılarında hayatını kaybetti. Bazı İsarilli rehinelerin serbest bırakılması sevinç yaratırken, yeniden inşa ufukta görünmüyor; Trump’ın 20 maddelik planı kapsamında duyurduğu uluslararası barış gücü hâlâ muğlak: FT’ye göre yalnızca Endonezya katılım sinyali verdi; Katar ve Pakistan gibi ülkeler resmen taahhüt etmedi.
Not: Gazze savaşının iki yılı aşkın bilançosu, insan hakları örgütlerinin ve yerel sağlık makamlarının raporlarında “on binlerce sivilin ölümü” olarak yer alıyor; 80 bini aşkın sivil kaybına işaret eden değerlendirmeler, bölgede yaşanan yıkımın boyutunu hatırlatıyor.
BAĞDAT YENİ GERİLİM HATTI OLABİLİR
ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth’in, İran destekli Şii milislerin güçlendiğine dair uyarıları ve Bağdat’a “dizginleyin” çağrısı, Irak’ta da yeni bir çatışma eşiğine işaret ediyor.
WASHİNGTON–RİYAD YAKINLAŞMASI, FİLİSTİN ŞARTINA TAKILIYOR
Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın 18 Kasım’daki Washington ziyareti ile ABD–Suudi güvenlik paktı gündeme gelirken, Trump’ın dillendirdiği “Suudi Arabistan Abraham Anlaşmalarına katılacak” iddiası Riyad’ın koşulu nedeniyle gerçekçi görünmüyor: Filistin devletine yönelik somut ilerleme olmadan normalleşme yok. FT’ye konuşan çevrelere göre MBS, Filistin dosyasını by-pass etmenin içeride sert bir tepki ve güvenlik riski doğuracağını biliyor.
İRAN STRATEJİSİ BELİRSİZ; “KÜÇÜK PARÇALARI BİRLEŞTİREREK BÜYÜK BARIŞ” MÜMKÜN DEĞİL
Analiz, ABD’nin İran’a yönelik tutarlı bir stratejisinin bulunmadığını, “12 günde zafer” söylemleri ve İran’ın nükleer tesislerinin “imha edildiği” iddialarının uzmanlarca tartışmalı görüldüğünü aktarıyor. FT, Washington ve Tel Aviv’in Filistin meselesini dışarıda tutup bölgedeki “ret cephesini” daha fazla savaşla susturarak “büyük barış” hedeflemesinin yanılgı olacağını vurguluyor/karar
Evlatların Baba ve Anne Üzerindeki Hakları
1- Baba ve anne, evlatlarına Kur’ân ve ilmî bilgiler öğretmelidir.
2- Baba ve anne, evlatlarına iyi bir isim vermelidir.
3- Baba ve anne, evlatlarına cesaretli olmayı öğretmelidir.
4- Baba ve anne, evlatlarına başta yüzme olmak üzere diğer sportif aktiviteleri öğretmelidir.1
5- Baba ve anne, evlatlarını uygun bir eşle evlendirmelidir.2
6- Baba ve anne, evlatlarına helal rızıktan başka bir yiyecek yedirmemelidir.
Ölüm meleği geldiğinde rahat can vermek istiyorsan akrabalarına iyilik yap. Baba ve annene lütufta (iyilikte) bulun. Kim bunu yaparsa dünyada darlık, yoksulluk görmez ve Azrail’e canını verirken de rahat olur.3
Kendi anneni sev ve ona itaat et. Sonra babana ve ondan sonra sana yakın olanlara itaat et.
Allah anne ve babaya iyilik yapma neticesinde insanın ömrünü bereketli kılar.
Allah’ın rızası baba ve annenin rızasında, gazabı ise baba ve annenin gazabındadır.
Baba ve annesine kötü konuşan mel’undur (Allah tarafından lanetlenmiştir).
Müslüman biri hayatta iken baba veya annesi yaşlanır ve o Müslüman cenneti kazanamazsa ona eyvahlar olsun.4
“Rabbin, O’ndan başkasına kulluk etmemenizi ve anne ve babaya iyilikle davranmayı emretti. Şayet onlardan biri veya ikisi senin yanında yaşlılığa ulaşırsa onlara öf bile deme ve onlara sesini bile yükseltme. Onlara yumuşak söz söyle.”5
——————————————–
1- Nehcu’l-Fesahe, s. 1394, Hz. Muhammed (s.a.a).
2- Risale-i Mes’ele, 1459.
3- Âmâl-i Saduk, s. 234, Hz. Cafer Sâdık (a.s).
4- Nehcu’l-Fesahe, 546, 1917, 755, 1665, 2744, 1666, Hz. Muhammed (s.a.a).
5- İsra, 24.




















