کارگر

کارگر

Orta Doğu’da devam eden savaşta askeri havacılık tarihine geçecek bir olay yaşandı. ABD ordusuna ait beşinci nesil, radar görünmezlik teknolojisine sahip bir F-35 savaş uçağı, İran hava sahasındaki bir operasyon sırasında İran Devrim Muhafızları hava savunma sistemleri tarafından vuruldu.

ABD ve İsrail’in İran’a yönelik hava harekatları devam ederken, Amerikan ordusunun en değerli askeri varlıklarından biri olan F-35 Lightning II savaş uçağı İran semalarında yara aldı. Sosyal medyaya düşen ve uçağın hedef alındığı anları gösteren radar/kamera görüntülerinin ardından Amerikan medyasından ve ordusundan resmi doğrulamalar peş peşe geldi.

CNN: Uçaksavar Ateşiyle Vuruldu Ve Acil İniş Yaptı

CNN International’in askeri yetkililere dayandırdığı son dakika haberine göre; ABD’ye ait bir F-35 savaş uçağı, doğrudan İran toprakları üzerinde icra ettiği bir görev esnasında İran Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) ait uçaksavar/hava savunma ateşiyle vuruldu.

Hasar alan ve düşme tehlikesi geçiren uçağın, Orta Doğu’da bulunan ve güvenlik gerekçesiyle ismi açıklanmayan bir müttefik askeri üssüne acil iniş (emergency landing) yapmak zorunda kaldığı bildirildi.

Centcom Sözcüsü Doğruladı: “Pilotun Durumu Stabil”

Bu gelişmenin ardından ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) sessizliğini bozdu. CENTCOM Sözcüsü Yüzbaşı Tim Hawkins, basına yaptığı bilgilendirmede olayın tüm hatlarını doğruladı.

Söz konusu Amerikan savaş uçağının İran üzerinde bir operasyonel görevde bulunduğunu teyit eden Yüzbaşı Hawkins, uçağın durumuna ilişkin şu ifadeleri kullandı: “F-35 savaş uçağımız üsse güvenli bir şekilde iniş yapmayı başarmıştır. Uçağı kullanan pilotumuzun durumu şu an için stabildir.”

Savaşta Kritik Eşik

Askeri havacılık uzmanları, radar izi son derece düşük olan ve dünyanın en gelişmiş savaş platformu olarak kabul edilen F-35’in İran hava sahasında tespit edilip vurulabilmesini, çatışmaların seyrinde “kritik bir eşik” olarak değerlendiriyor. Bu olay, ABD’nin hava üstünlüğüne rağmen İran’ın katmanlı hava savunma sistemlerinin (özellikle Bavar-373 veya Rus menşeli S-300 türevleri) Amerikan uçakları için ciddi bir risk oluşturduğunu sahada kanıtlamış oldu.

Uçağın aldığı hasarın boyutu henüz netleşmezken, bu olayın Washington yönetiminin İran’a yönelik operasyonel stratejisinde değişikliğe yol açıp açmayacağı merakla bekleniyor.

Türkiye dahil 12 ülkenin dışişleri bakanları, dün Riyad’da yaptıkları toplantıda İran’ın ABD ve İsrail'in haydutluk eylemine misilleme olarak bölge ülkelerine yönelik füze ve İHA saldırılarını kınadı ve derhal durdurma çağrısı yaptı.


Türkiye, Azerbaycan, Bahreyn, Mısır, Ürdün, Kuveyt, Lübnan, Pakistan, Katar, Suudi Arabistan, Suriye ve Birleşik Arap Emirlikleri dışişleri bakanları, İran’ın ABD ve İsrail üslerine yönelik misillemelerine ilişkin dün Riyad’da istişari toplantı yaptı.

Toplantının ardından yayımlanan ortak açıklamada, İran’ın balistik füze ve insansız hava araçlarıyla düzenlediği saldırılar kınandı.

Bakanlar, söz konusu saldırıları kasıtlı olarak niteledi ve hiçbir gerekçeyle meşrulaştırılamayacağını iddia etti. Ayrıca devletlerin Birleşmiş Milletler Şartı’nın 51. maddesi uyarınca meşru müdafaa hakkına sahip olduğu öne sürüldü.

İran’a saldırıları durdur çağrısı yapıldı

Bakanlar, İran’a saldırıları derhal durdurma çağrısı yaptı. Uluslararası hukuk, uluslararası insani hukuk ve iyi komşuluk ilkelerine saygının, gerilimin sona erdirilmesi ve bölgesel istikrarın sağlanması için ilk adım olduğu savunuldu.

Krizlerin çözümünde diplomasinin teşvik edilmesi gerektiği iddia edildi.

Açıklamada, İran ile ilişkilerin geleceğinin bazı temel ilkelere bağlı olduğu belirtildi. Bu çerçevede devletlerin egemenliğine saygı, iç işlerine karışmama, toprak bütünlüğünün ihlal edilmemesi ve askeri kabiliyetlerin bölge ülkelerini tehdit edecek şekilde kullanılmaması ya da geliştirilmemesi şartlarının altı çizildi.

Bakanlar, İran’ın Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 2817 (2026) sayılı kararına uyma yükümlülüğünü hatırlattı. Söz konusu kararın, tüm saldırıların derhal durdurulmasını, komşu ülkelere yönelik eylemlerin "koşulsuz sona erdirilmesini ve İran’ın Arap ülkelerindeki Direniş Ekseni gruplarına verdiği destek, finansman ve silah yardımını kesmesini öngördüğü iddia edildi.

Açıklamada ayrıca İran’ın Hürmüz Boğazı’nda uluslararası deniz trafiğini kapatmaya ya da engellemeye yönelik adımlardan kaçınması gerektiği belirtildi. Bab el-Mendeb’de deniz güvenliğini tehlikeye atacak girişimlere karşı da uyarı yapıldı.

Bakanlar, Lübnan’ın güvenliği, istikrarı ve toprak bütünlüğüne desteklerini yineledi. Lübnan devletinin egemenliğinin ülkenin tamamında etkin şekilde tesis edilmesi ve silahların devlet tekelinde tutulmasına, yani direnişin silahsızlandırılmasına yönelik hükümet kararına destek verildi.

Aynı açıklamada İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırganlığı ve bölgedeki yayılmacı politikası da söz kınandı.

İstişare ve koordinasyon sürecek mesajı verildi

Bakanlar, gelişmeleri izlemek ve ortaya çıkan meseleleri değerlendirmek için yoğun istişare ve koordinasyonu sürdürme kararlılığını teyit etti. Ortak tutumların oluşturulması ve güvenlik, istikrar ile egemenliğin korunması için gerekli tedbirlerin alınacağı belirtildi.

Açıklamada, İran’ın topraklarına yönelik saldırıların durdurulması için meşru adımların benimsenmesi yönündeki çalışmaların süreceği iddia edildi.(YDH)

Cuma, 20 Mart 2026 06:16

İran’dan Yeni Misilleme

İran, Siyonist İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun basın açıklaması düzenlediği sırada Siyonist İsrail’in kuzeyine füzelerle misilleme yaptı. İsrail ordusundan yapılan açıklamada, İran’dan füzelerin ateşlendiğinin tespit edildiği ve hava savunma sistemlerinin İran füzelerini önlemeye çalıştığı belirtildi.

Bölgede Sirenler Çalıyor

Açıklamada, sığınaklara girilmesi ve talimatlara uyulması gerektiği belirtildi. İsrail’in Yedioth Ahronoth gazetesi, İran füzelerinin İsrail’in kuzeyini hedef aldığı ve bölgenin tamamında sirenlerin çaldığını belirtti.

İran misillemesinin, İsrail Başbakanı Netanyahu’nun basın açıklaması düzenlediği sırada gelmesi dikkati çekti. İsrail acil yardım servisi Kızıl Davut Yıldızı, misillemenin ardından düşme ihbarı alınan bölgelere ekiplerin sevk edildiğini, daha sonra gelişmeler hakkında güncelleme yapılacağını açıkla

 

ran 'Savaşta Yeni Aşama' Diye Duyurdu: Göze Göz, Dişe Diş!


İran Meclis Başkanı Galibaf, ABD ve İsrail’in saldırılarına tepki göstererek “göze göz, dişe diş” dönemine girildiğini söyledi. Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan ise küresel sonuçlara dikkat çekti.

İran’dan ABD ve İsrail’in enerji altyapısına yönelik saldırılarına sert tepki geldi. İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Galibaf, çatışmaların yeni bir aşamaya geçtiğini açıkladı.

Galibaf, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, son saldırıların sahadaki gelişmelerle bağlantılı olduğunu duyurarak, “Düşman sahadaki yenilgilerini gizlemek için altyapılara saldırıyor” ifadelerini kullandı.

Saldırıların ağır sonuçlar doğuracağını belirten Galibaf, “Artık göze göz, dişe diş denklemi yürürlüktedir ve çatışmada yeni bir aşama başlamıştır” dedi.

Financial Times’ta yayımlanan analizde, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı fiilen kapatmasının ve Çin’in kritik madenler üzerindeki ihracat kısıtlamalarının, ABD’nin yaptırımlar ve ekonomik baskı araçlarındaki tek taraflı üstünlüğünü aşındırdığı savunuldu. Analize göre Washington’ın uzun yıllar rakiplerine karşı kullandığı ekonomik zorlayıcılık yöntemleri artık ters tepiyor ve küresel ekonomi daha kırılgan bir döneme giriyor.

Dünyanın önde gelen finans yayınlarından Financial Times (FT), Orta Doğu’da patlak veren savaşın küresel ekonomideki görünmeyen yüzünü manşetine taşıdı. Cornell Üniversitesi’nden yaptırımlar uzmanı akademisyen Nicholas Mulder tarafından kaleme alınan analize göre; Amerika Birleşik Devletleri’nin Soğuk Savaş sonrası kurduğu “ekonomik savaş ve yaptırım tekeli” resmen sona erdi. İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatması ve Çin’in nadir toprak elementleri kozunu oynaması, ABD’nin kendi yarattığı ekonomik silahların artık bizzat Washington’ı vurduğunu gösteriyor.

“Modern savaşın bir aracı olarak yaptırımların yükselişi” üzerine çalışmaları bulunan Mulder tarafından kaleme alınan makale, İran’ın Hürmüz Boğazı’ndaki fiili ablukasının sadece askeri bir hamle değil, aynı zamanda devasa bir “ekonomik silah” olduğunu vurguluyor. Makaleye göre İran, Körfez’deki deniz taşımacılığını füzeler ve dronlarla tehdit ederek aslında ABD’nin yıllardır kendisine uyguladığı taktiği kopyaladı: Dünya ekonomisindeki kilit bir geçiş noktasını (chokepoint), düşmanını gerilimi düşürmeye zorlamak için bir silaha dönüştürdü.

“Küresel Petrolün Yüzde 20’si, Gübrenin Üçte Biri Kesildi”

FT analizine göre Trump, İran’a yönelik “maksimum baskı” yaptırımlarından açık savaşa geçerek, İranlıları kendi ekonomik silahlarını konuşlandırmaya kışkırttı. Tahran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatması, küresel petrol ve gaz akışının yüzde 20’sini ve küresel gübre ticaretinin üçte birini dünya piyasalarından kopardı. Tüm dünya şu anda geniş tabanlı bir ekonomik zorlamanın verebileceği devasa hasarı tecrübe ediyor.

İlk Büyük Yenilgi Çin’e Karşı Yaşandı

Makale, ABD’nin bu alandaki “tekelinin” aslında Orta Doğu’dan önce Asya’da kırıldığını hatırlatıyor. Trump yönetiminin müttefiklerine ve düşmanlarına uyguladığı ağır gümrük tarifelerine boyun eğmeyen tek ülke Çin olmuştu. ABD’nin 2025 sonlarında yürürlüğe koyduğu yeni ihracat kontrollerine karşı Pekin, “işlenmiş nadir toprak elementleri” (refined rare earths) ihracatına kısıtlama getirerek misilleme yapmıştı.

Çin’in bu “kritik mineraller silahı”, Kuzey Amerika’daki savunma, havacılık ve otomotiv endüstrilerinde üretim kesintilerine ve devasa gecikmelere yol açtı. Tedarik zincirlerindeki bu çöküş, Trump’ı ekonomik olarak geri adım atmaya zorladı ve Ekim 2025’te Güney Kore’de Şi Cinping ile varılan anlaşma, Çin’in ABD’ye karşı kazandığı bir “ekonomik zorlama ateşkesi” olarak tarihe geçti.

Savaşın İronisi: ABD ve AB, Rus Petrolüne Muhtaç Kaldı

FT makalesindeki en ironik tespit ise İran’ın enerji silahının ABD ve Avrupa’yı düşürdüğü durum. İran ablukasının yarattığı devasa enerji fiyat şoku nedeniyle, Trump yönetimi Rus petrolüne yönelik yaptırımları “geçici olarak” esnetmek zorunda kaldı. Benzer şekilde, kısa süre önce Rus gazından bağımsızlığını ilan etmeyi kutlayan Avrupa Birliği (AB) de ekonomik çöküşü önlemek için yeniden Rusya’dan enerji satın almaya mecbur kalabilir. Yazar bu durumu, “Tahran’ın kullandığı enerji silahını savuşturmak, Moskova’ya yönelik ekonomik savaşın dozunu düşürmeyi zorunlu kıldı” şeklinde özetliyor.

“Yaptırımlar Artık Savaşı Önlemiyor, Savaş Çıkarıyor”

Tarih boyunca uygulanan abluka ve yaptırımların, hedeflenen ülkeleri (Rusya ve Çin gibi) daha da kendi kendine yeten ve yeni ittifaklar kuran (Asya pazarına yönelme gibi) devletlere dönüştürdüğünü belirten makale, oldukça karamsar bir uyarıyla son buluyor. Uzun bir süre boyunca yaptırımların “açık savaşa tercih edilebilir bir alternatif” olduğu argümanının, ABD’nin Venezuela ve İran’a yönelik son saldırılarıyla birlikte çöktüğü vurgulanan FT analizinde, şu ifadelere yer veriliyor:

“Yaptırımlar artık askeri harekatı engellemek yerine, tıpkı bugün olduğu gibi şiddetli bir tırmanışın taşlarını döşüyor. Sürekli devam eden ekonomik savaşların olduğu bir dünya, er ya da geç gerçek bir savaşa sürüklenecektir.”

Çarşamba, 18 Mart 2026 05:54

Abraham Lincoln uçak gemisi nerede?

ABD bir yere saldıracağı zaman…

Önce uçak gemilerini gönderir.

İran saldırısında da aynısı oldu.

Abraham Lincoln uçak gemisini gönderdi.

Arkasından USS Gerald R. Ford uçak gemisini.

Abraham Lincoln…

İran’a yakın bir bölgeye…

Umman açıklarına demirledi.

Peki şu anda nerede?

İran’ın saldırısı sonrası…

Bölgeden uzaklaşmış…

İki bin kilometre uzağa…

İran füzelerinin menzili dışına çıkmış durumda.

Diğer bir deyişle kaçmış.

Ne kadar hasar aldı bilinmiyor.

USS Gerald R. Ford uçak gemisine gelince.

Bölgeye yaklaşamadı bile.

EFSANE ÇÖKTÜ
ABD’nin uçak gemileri efsanesi…

Acı bir sona doğru ilerliyor.

Önce Husiler (Ensarullah) USS Harry S. Truman’ı vurdu.

ABD yalanladı.

Sonra Diego Garcia Adası’nda bakıma alındı.

Görüntüleri yayınlandı.

Şimdi de Abraham Lincoln…

İran tarafından vuruldu.

USS Gerald R. Ford uçak gemisinde de bir yangın çıkmış.

Ciddi hasar aldığı söyleniyor.

Nedeni belli değil, “kaza” (!) deniyor.

DÜNYA BASINI VE SOSYAL MEDYA
Lincoln uçak gemisinin hali…

Dünya basınının dilinde.

Amerikan uçak gemilerinin durumu tartışılıyor.

Açık hedef haline gelmesi vurgulanıyor.

Nüfuz edilemez denilen kalelerle artık dalga geçiliyor.

İran’ın direnişi, uçak gemilerinin karizmasını çizdi.

SOSYAL MEDYA
Sosyal medyada da durum aynı.

X’te, “#ArtıkBatırılamazDeğil” etiketi…

Dünya gündeminde ilk sırada…

“İranlılar Abraham Lincoln’u Titanic’e dönüştürdü.” deniyor.

Trump ve Netanyahu…

Mizahçıların dilinde.

Herkesin alay konusu oldular.

TRUMP’IN YALNIZLIĞI
Trump iyice çıkmazda.

Hürmüz Boğazı için destek arıyor.

Ama bütün güvendiği dağlara kar yağdı.

Almanya Savunma Bakanı:

“Bu savaş bizim savaşımız değil.

Biz başlatmadık.”

Almanya Başbakanı Merz:

“Bu savaşın riskleri büyük.

Başından beri dile getirdim.”

Fransız General Yakovleff:

“ABD bizden yardım isteyerek fiyaskolarını paylaşmamızı istiyorlar. Trump’ın koalisyonuna katılmak, Titanik buzdağına çarptıktan sonraki akşam yemeği ve dansına bilet almak gibidir.”

Japonya, Güney Kore, Fransa ve diğerleri…

Hepsi aynı, hiçbiri kabul etmedi.

ABD’nin yenilgisine ortak olmak istemediler.

ABD gücüyle dost (!) toplamıştı.

İran karşısında madara olunca…

Onlar da teker teker kopuyor.

Dünyada “İran’ın yalnızlığı” değil…

“Trump’ın yalnızlığı” konuşuluyor.

İsrail Başbakanı Netanyahu, daha önce İranlıların itibar göstermediği 'ayaklanma' mesajını yineledi. Netanyahu'nun açıklaması çaresizliğinin ifadesi olarak yorumlandı

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'ya ait olan bir video mesaj Başbakanlık Ofisinden yayınlandı.


İran'ın fiilen yöneten kişi olduğunu iddia ettiği İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani'nin şehit olduğunu savunan Netanyahu, İran'da savaş uçakları ve insansız hava araçlarıyla saldırılar düzenlediklerini söyledi.

KİMSENİN DEĞER VERMEDİĞİ ÇAĞRISINI YİNELEDİ
Netanyahu, Tahran yönetimine darbe vurup "İran halkına onu devirme şansı verdiklerini", bunun tek seferde ve kolay olmamasına rağmen, ısrarcı olmaları durumunda gerçekleşebileceğini ve İran halkına özgürlük fırsatı sunacaklarını savundu.

TRUMP'IN BASKI GÖRDÜĞÜNÜ KABUL ETTİ
"Aynı zamanda, Körfez'deki Amerikalı dostlarımıza da yardım ediyoruz." diyen Netanyahu, dün ABD Başkanı Donald Trump ile uzun bir görüşme gerçekleştirdiklerini belirterek, iki ülkenin işbirliği içinde hareket ettiğini, Tahran yönetimi üzerinde baskıya neden olan dolaylı ve doğrudan saldırılara yardım edeceklerini kaydetti.

 
Netanyahu, daha önce de söylediği "sürprizleri olduğunu ve savaşın taktiklerle kazanılacağını", fakat bunları açıklayamayacağını ileri sürdü.

Milyarder Ray Dalio, ABD ile İran arasındaki savaşın kaderini belirleyecek "Nihai Savaş"ın Hürmüz Boğazı'nda yaşanacağını yazdı.


İmparatorlukların çöküşü üzerine yaptığı çalışmalarla bilinen ünlü milyarder, ABD'nin Hürmüz'ü açamaması halinde 1956'da İngiliz İmparatorluğu'nu bitiren "Süveyş Kanalı Krizi"ne benzer bir hezimet yaşayacağını; müttefiklerin ve sermayenin ABD'den kaçarak Dolar'ın küresel rezerv para statüsünü çökertebileceği uyarısında bulundu.

Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail'in İran'a yönelik başlattığı savaş, sadece Orta Doğu'nun değil, küresel finans sisteminin ve 1945'te kurulan Amerikan liderliğindeki dünya düzeninin de temellerini sarsıyor. Sıfırdan kurduğu Bridgewater Associates'i dünyanın en başarılı hedge fonlarından biri haline getiren efsanevi yatırımcı Ray Dalio, kişisel blogunda kaleme aldığı "Hürmüz Boğazı Amerika'yı Bitirebilir: Nihai Savaş" başlıklı makalesinde savaşın görünmeyen makroekonomik ve jeopolitik faturasını gözler önüne serdi. Savaşlarda her zaman büyük sürprizler ve anlaşmazlıklar olduğunu ancak bu krizde "her şeyin Hürmüz Boğazı'nı kimin kontrol edeceğine bağlı olduğu" konusunda evrensel bir mutabakat bulunduğunu belirten Dalio, Başkan Donald Trump'ı ve Washington yönetimini bekleyen iki keskin senaryoyu analiz etti.

"ABD için yeni bir Süveyş krizi olabilir"

Dalio'nun analizindeki en çarpıcı bölüm, Hürmüz krizini geçmişteki imparatorlukların çöküşüyle kıyasladığı tarihi paralellikler oldu. Trump yönetiminin iç siyasi kaygılar, askeri yetersizlik veya müttefik bulamama gibi herhangi bir nedenle Hürmüz Boğazı'nın kontrolünü İran'a bırakması halinde ABD'nin savaşı kaybetmiş sayılacağını vurgulayan Dalio, şu tarihi uyarıyı yaptı:

"Tarih okumalarım bana gösteriyor ki; ABD'nin bu şekilde kaybetmesi, 18. yüzyılda Hollanda ve 17. yüzyılda İspanya imparatorluklarının yaşadığı çöküşlere ve Birleşik Krallık için 1956 Süveyş Kanalı Krizi'nin ifade ettiği anlama benzer bir kırılma yaratacaktır. Dünyanın rezerv parasına sahip hakim gücü askeri ve finansal kontrolünü kaybettiğini gösterdiğinde, müttefiklerin ve kreditörlerin güven kaybına, rezerv para statüsünün yitirilmesine, borç varlıklarının satılmasına ve para biriminin (özellikle altına karşı) zayıflamasına dikkat edin. İnsanlar ve finansal akışlar hızla kazanana koşar."

Acı eşiği ve asimetrik savaş: Trump’ın sınavı

Dalio, İranlıların varoluşsal bir intikam savaşı verdiğini ve ölmeye hazır olduklarını belirtirken, Amerikalıların yüksek benzin fiyatlarından, siyasetçilerin ise yaklaşan seçimlerden endişe duyduğuna dikkat çekti. Savaşlarda "acıya dayanma kapasitesinin, acı çektirme kapasitesinden daha önemli olduğunu" hatırlatan Dalio, Tahran'ın ana stratejisinin savaşı uzatarak ABD kamuoyunun acı eşiğini zorlamak ve Washington'u pes ettirmek olduğunu ifade etti.

Ancak makaleye göre madalyonun diğer yüzünde ABD için büyük bir fırsat da yatıyor. Dalio, Trump'ın sözünü tutarak Hürmüz Boğazı'nı serbest geçişe açması ve İran tehdidini ortadan kaldırması durumunda, tıpkı Ronald Reagan'ın rehineleri kurtarması ve tankerlere eskortluk yapması dönemindeki gibi ABD'nin gücüne ve para birimine olan güvenin muazzam ölçüde artacağını, Trump'ın da tarihi bir siyasi güç kazanacağını savundu.

"Anlaşmalar değersiz, büyük döngüde nihai savaşa gidiyoruz"

Krizin masada diplomatik bir anlaşmayla çözülemeyeceğini, zira bu tür sözleşmelerin artık "değersiz" olduğunu belirten ünlü yatırımcı, tarafların kimin kazanıp kimin kaybettiğini tüm çıplaklığıyla ortaya koyacak bir "Nihai Savaş"a (Final Battle) sürüklendiğini yazdı. İran'ın, bölgedeki ABD işbirlikçisi petrol tesislerini "küle çevirme" tehdidini hatırlatan Dalio, askeri tırmanışın en kötü aşamasının henüz yaşanmadığını belirtti.

Dalio analizini, yaşanan krizin tarihteki "Büyük Döngü"nün (Big Cycle) bir parçası olduğunu vurgulayarak noktaladı. ABD'nin şu anda aşırı finansal genişleme (overextended) içinde olduğunu ve dünyanın hiçbir ülkesi gibi aynı anda birden fazla savaşı (Çin, Rusya, Ukrayna, Orta Doğu gerilimleri) sürdürecek kapasitesinin olmadığını belirten milyarder isim, Hürmüz Boğazı'ndaki bu nihai kırılmanın küresel ticaret ağlarından jeopolitik ittifaklara kadar dünyayı geri döndürülemez bir şekilde değiştireceğinin altını çizdi.(Karar)

İsrail’in, İran’la süren savaşın üçüncü haftasına girilirken balistik füze savunma kapasitesinin kritik seviyelere gerilediği gerekçesiyle ABD’yi uyardığı bildirildi.


ABD’li yetkililerin verdiği bilgilere göre Tel Aviv yönetimi, füze savunma sistemlerinde kullanılan önleyici mühimmat stoklarının hızla tükendiğini Washington’a iletti.

İsrail’in hava savunma altyapısının mevcut çatışmaya zaten yıpranmış halde girdiği belirtiliyor. Geçtiğimiz yıl İran’la yaşanan yoğun gerilim ve karşılıklı saldırılar sırasında çok sayıda önleyici füzenin kullanıldığı, bu nedenle stokların ciddi ölçüde azaldığı ifade ediliyor.

İran’ın son haftalarda sürdürdüğü yoğun füze saldırıları ise İsrail’in uzun menzilli hava savunma ağını daha da zorlayan bir unsur haline geldi.

ABD’nin İsrail’e ek önleyici füze gönderip göndermeyeceği ise henüz netleşmiş değil. Daha önceki askeri yardım paketlerinde İsrail’e hava savunma sistemleri ve önleyici mühimmat sağlanmıştı.

Yeni bir sevkiyatın yapılması halinde bunun ABD’nin kendi askeri stokları üzerinde de baskı oluşturabileceği değerlendiriliyor.

Trump'a göre İran'ın misilleme olarak Körfez monarşilerini hedef alması 'en büyük uzmanlar tarafından bile öngörülemeyen bir durumdu.' Ancak gerçekler bambaşka bir tabloya işaret ediyor.

ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın Körfez ülkelerine saldırılar düzenlemesinin “kimse tarafından öngörülemeyen bir durum” olduğunu iddia etti. Aynı açıklamayı savaşın ilk günlerinde, Amerikan üsleri vurulmaya başladıktan sonra da yapan Trump’a göre “en büyük uzmanlar dahi” İran’ın komşularını vuracağını tahmin edemezdi.


ABD Başkanı, pazartesi akşamı Beyaz Saray’da yaptığı açıklamada aynı bağlamda, özellikle Birleşik Arap Emirlikleri’nin hedef alınmasını “tuhaf” bulduğunu söyledi. Trump sözlerini şöyle sürdürdü:

“BAE İran’ın adeta bankası gibidir. Katar’la da komşu olarak iyi geçiniyorlardı. Ama bir anda Suudi Arabistan, Kuveyt, Bahreyn… Hepsi vurulmaya başladı.”

NEDEN YALAN SÖYLÜYOR?
Oysa Tahran, savaştan önceki sözde müzakere sürecinde Trump’ın tehditlerine yanıt olarak bölgedeki Amerikan çıkarlarını hedef alacağını defalarca ilan etmişti. Ancak mesele bununla da sınırlı değil:

 
- Uzun yıllardır olası bir İran savaşında Körfez’in hedef alınması en gerçekçi senaryolardan biri olarak görülüyordu. Uzmanlara göre İran’ın bu ülkelere yönelik saldırılarının amacı, petrol zengini monarşileri Washington’a baskı yapmaya zorlamak.

- Körfez ülkeleri de İran’ın tehditlerini ciddiye aldıkları için müzakere aşamasında anlaşmazlıkların savaşa dönüşmemesi adına büyük diplomatik çaba sarf etti.

- Trump, İran Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani suikastının ardından ve 12 Gün Savaşı’nda nükleer tesisler vurulduktan sonra Irak’taki Ayn el-Esad ve Katar’daki el-Udeid Hava Üssü’nü hedef almıştı.

- BAE, İsrail’in Batı Asya’daki en net müttefiki konumunda ve İbrahim Anlaşmaları’nın Bahreyn ve Fas ile birlikte imzacılarından.

- Belki de hepsinden önemlisi, Wall Street Journal gibi ana akım Amerikan yayınları, Washington’da savaş öncesi yapılan güvenlik toplantılarında Trump’ın kendi ekibi tarafından İran’ın Körfez’e saldırarak misilleme yapacağı konusunda defalarca uyarıldığını yazdı.

Kısacası Trump, İran’ın askeri tırmanışı Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Katar, Bahreyn, Ürdün ve Kuveyt’teki Amerikan varlıklarına genişleteceğini gayet iyi biliyordu. Ortada bir “sürpriz” yok; sadece altına girdiği yükün altından kalkamayan bir ABD var.

TAHRAN MİSİLLEME TEHDİTLERİNE BAE'YE YÖNELTTİ
Dahası İran son günlerde bazı Körfez monarşilerini sadece hedef almıyor, BAE gibi ülkeleri isim vererek tehdit de ediyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi geçen cumartesi günü ABD’nin İran’ın petrol tesislerinin bulunduğu iki adaya düzenlediği saldırıların BAE’den başlatıldığını açıkladı. Erakçi, Hark Adası’nı da vuran saldırıların ardından İran’ın BAE’ye “kesinlikle karşılık vereceği” uyarısında bulundu.

BAE, 28 Şubat’ta başlayan savaşta İsrail’den bile daha sık hedef alındı. Ülkenin petrol tesislerinden Dubai Havalimanı’na kadar çok sayıda tesis isabet aldı; Abu Dabi petrol üretimini kısıtlamak zorunda kaldı.

Hatemu’l Enbiya Merkez Karargahı Sözcüsü Tuğgeneral Zülfikari, ABD’nin "Destansı Öfke" adını verdiği operasyon söylemine "Düşman uçurumun kenarındadır; bu savaşı ancak 'Destansı Korku' olarak adlandırabilirsiniz" sözleriyle yanıt verdi.

İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO), ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a yönelik saldırgan paylaşımlarına ve askeri operasyon tehditlerine karşı tarihi bir uyarı yayımladı. Hatemu’l Enbiya Merkez Karargahı Sözcüsü Tuğgeneral İbrahim Zülfikari, doğrudan Amerikan yönetimine hitaben yayımladığı İngilizce video mesajında, bölgedeki güç dengesinin artık Washington’ın arzularına göre değil, İran’ın meşru haklarına göre şekillendiğini vurguladı.

‘SAVAŞ TWEETLERLE DEĞİL SAHADA KAZANILIR’

Tuğgeneral Zülfikari, Trump’ın sosyal medya üzerinden yürüttüğü baskı politikasının sahada bir karşılığı olmadığını belirtti. ABD Başkanı’na hitaben, "Bir savaşın sonucu tweetlerle belirlenmez" diyen Zülfikari, Amerikan güçlerinin İran’ın savunma hattına yaklaşmaya dahi cesaret edemediğini ifade etti. Zülfikari, "Savaşın sonucu, sizin yalnızca dijital dünyada söz edebildiğiniz, ancak fiziksel olarak adım atmaktan korktuğunuz sahada belirlenir" sözleriyle İran’ın askeri hazırlığının tam olduğunu hatırlattı.

‘ABD SAVUNMA HATTI ÇÖKMÜŞTÜR’
Konuşmasında ABD’nin teknolojik ve savunma üstünlüğünü yitirdiğini öne süren Zülfikari, Pentagon’un bölgedeki radar ve hava savunma sistemlerinin ciddi hasar gördüğünü iddia etti. Düşmanın artık bir çıkmazda olduğunu savunan Tuğgeneral, "Yeni dünya düzeni artık düşmanın isteklerine dayalı olmayacaktır. İrade; İslam Devrimi Lideri Mücteba Hamaney’e, İran halkına ve gücünü meşru haklarından alan İran Silahlı Kuvvetleri’ne aittir" dedi.

‘DESTANSI ÖFKE’ YERİNE ‘DESTANSI KORKU’
ABD’nin muhtemel bir askeri harekat için kullandığı "Destansı Öfke" (Epic Fury) tabiriyle alay eden Zülfikari, operasyonun adını bizzat değiştirdi. ABD ordusunun İran karşısında yaşadığı paniğe dikkat çeken Sözcü, "Bu savaşı ‘Destansı Öfke’ yerine ‘Destansı Korku’ (Epic Fear) olarak adlandırmanız gerçeğe daha uygun olacaktır" ifadelerini kullandı.