کارگر

کارگر

"Türkiye ve Umman gibi dost ülkelerde gerçekleşen bazı saldırıların İran veya direniş güçleriyle ilgisi olmadığını, bunların düşman tarafından gerçekleştirilen “sahte bayrak” operasyonları olabileceğini vurgulamak isterim."
İslam Devrimi Lideri Imam Seyyid Mücteba Hamanei’nin İran tarihinde 1405 (güneş) yılının başlangıcı dolayısıyla yayımladığı Nevruz mesajı kamuoyuna sunuldu.

Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla

Ey kalpleri ve gözleri evirip çeviren, ey geceyi ve gündüzü düzenleyen, ey yılları ve hâlleri değiştiren; bizim hâlimizi en güzel hâle çevir.

Bu yıl maneviyatın baharı ile tabiatın baharı, yani mübarek Ramazan Bayramı ile kadim Nevruz Bayramı aynı döneme denk gelmiştir. Bu vesileyle bu iki dinî ve millî bayramı aziz milletimizin tüm fertlerine tebrik ediyorum; özellikle Ramazan Bayramı’nı tüm Müslümanlara kutluyorum. Ayrıca İslam mücahitlerinin elde ettiği önemli zaferler dolayısıyla da herkesi tebrik ederim. Bunun yanı sıra, Haziran ayındaki ikinci dayatılmış savaş, Ocak ayındaki darbe girişimi, üçüncü dayatılmış savaş ile güvenlik, sınır koruma ve isimsiz kahramanlar dâhil olmak üzere tüm şehitlerin ailelerine ve yakınlarına taziyelerimi sunuyorum.

1405 güneş yılının (miladi 2026) başlaması münasebetiyle bazı hususları arz etmek istiyorum.

Öncelikle geçen yılın bazı önemli olaylarına kısaca değineceğim. Geçtiğimiz yıl halkımız üç askerî ve güvenlik savaşı yaşadı. Birinci savaş, Haziran ayında gerçekleşti; siyonist düşman, ABD’nin özel desteğiyle ve müzakereler sürerken, alçakça bir saldırıyla ülkemizin en seçkin komutanlarından ve bilim insanlarından bazılarını ve ardından yaklaşık 1000 vatandaşımızı şehit etti. Düşman büyük bir hesap hatası yaparak, bir-iki gün içinde halkın İslamî sistemi devireceğini sanıyordu. Ancak sizin bilinçli duruşunuz, İslam mücahitlerinin eşsiz kahramanlığı ve fedakârlıkları sayesinde kısa sürede acziyetini ortaya koydu ve arabuluculuk yoluyla çatışmayı durdurmaya yönelerek kendini uçurumdan kurtarmaya çalıştı.

İkinci savaş, Ocak ayındaki darbe girişimiydi. ABD ve siyonist düzen, ekonomik baskılar nedeniyle halkın kendileriyle birlikte hareket edeceğini düşünerek, kendi unsurları aracılığıyla büyük felaketlere yol açtı, önceki savaştan daha fazla sayıda insanımızı şehit etti ve ağır zararlar verdi.

Üçüncü savaş ise hâlen içinde bulunduğumuz süreçtir. Bu savaşın ilk gününde, ümmetin şefkatli babası, yüce liderimiz—Allah makamını yüceltsin—şehitler kervanının öncüsü olarak ilahî rahmetin gölgesine doğru yol alırken, onu gözyaşlarıyla uğurladık. Bu süreçte Minab’daki okul çocuklarından Dena destroyerinin kahraman mürettebatına, ordunun ve Devrim Muhafızları’nın komutanlarına, güvenlik güçlerine, gönüllülere ve halkın her kesiminden şehitlere kadar birçok kaybı derin üzüntüyle uğurladık. Düşman, sistemin başını ve bazı etkili askerî unsurları hedef alarak halkı korkutabileceğini ve geri çekilmeye zorlayabileceğini düşündü. Ancak siz, bu mübarek ayda orucu cihatla birleştirerek ülke genelinde geniş bir savunma hattı oluşturduğunuz ve onu şaşkına çevirdiniz.

Siz daha önce 12 Ocak darbe girişimini bastırdınız, 11 Şubat’ta bir kez daha küresel güçlere karşı duruşunuzu gösterdiniz ve 13 Mart’ta (Dünya Kudüs Günü) ona güçlü bir darbe indirerek, karşısında sadece askerî güç değil, çok daha geniş bir halk cephesi olduğunu ortaya koydunuz. Bu büyük destanı yaratan tüm halkımıza teşekkür ediyorum. Ayrıca halkın arasında sade bir şekilde yer alan cumhurbaşkanı ve yetkililere de teşekkür ederim; bu tür davranışlar millet ile yöneticiler arasındaki birliği güçlendirir.

Bugün sizler arasında oluşan birlik, düşmanda kırılmaya yol açmıştır. Bu, Allah’ın özel bir nimetidir ve hem dil hem kalp hem de eylemle şükredilmelidir. Şükredilen nimet artar ve güçlenir. Bu nimetin korunması, onu doğru kullanmakla mümkündür; böylece birlik daha da güçlenecek ve düşmanlarınız daha da zayıflayacaktır.

Şimdi 1405 yılına girerken birkaç hususla karşı karşıyayız. Birincisi, mübarek Ramazan ayına veda ediyoruz. Bu ayda kalpleriniz yüce âleme yöneldi ve dualarınız kabul buldu. Allah’ın lütfuyla, dilediğiniz ya da daha hayırlısı size nasip olacaktır. Aynı zamanda Şevval hilalini karşılıyor ve ilahî mükâfatı umut ediyoruz.

Diğer yandan Nevruz Bayramı’nı karşılıyoruz; bu bayram yenilenmenin, canlılığın ve hayatın sembolüdür. Bu yıl aynı zamanda şehit liderimiz ve diğer şehitler olmadan geçirdiğimiz ilk yıldır. Şehit ailelerinin acısını paylaşıyoruz. Bununla birlikte, hayatın devam ettiğini unutmadan, yeni yuva kuran gençlerimizin mutluluğunu da desteklemeliyiz. Halkımızdan, bayram ziyaretlerini şehit ailelerine saygıyı gözeterek gerçekleştirmelerini ve mümkünse yeni yıl ziyaretlerine şehitleri anarak başlamalarını tavsiye ediyorum.

Bu vesileyle, zor şartlara rağmen topluma hizmet eden tüm kesimlere—üreticiler, hizmet sektörü çalışanları ve gönüllü olarak halka hizmet sunanlara—teşekkür ediyorum.

Düşmanın bir diğer cephesi medya faaliyetleridir. Bu süreçte toplumun zihnini hedef alarak millî birliği zayıflatmaya çalışmaktadır. Bu nedenle, iç medya organlarının farklı görüşlere sahip olsalar dahi zayıf noktaları öne çıkarmaktan kaçınmaları gerekmektedir.

Düşmanın bir diğer umudu ekonomik ve yönetsel zafiyetlerdir. Bu nedenle halkın geçim şartlarının iyileştirilmesi, altyapının güçlendirilmesi ve refahın artırılması büyük önem taşımaktadır. Bu bağlamda yılın sloganını “Millî birlik ve millî güvenlik gölgesinde direnç ekonomisi” olarak ilan ediyorum.

Komşu ülkelerle ilişkiler konusunda daha önce ifade ettiğim görüşler ciddidir. Ortak din, kültür ve çıkarlar, bu ilişkileri güçlendirebilir. Özellikle doğu komşularımızla yakın bağlara önem veriyoruz. Afganistan ve Pakistan’ın ilişkilerini geliştirmesi gerektiğini düşünüyor ve bu konuda katkı sunmaya hazır olduğumu ifade ediyorum.

Ayrıca Türkiye ve Umman gibi dost ülkelerde gerçekleşen bazı saldırıların İran veya direniş güçleriyle ilgisi olmadığını, bunların düşman tarafından gerçekleştirilen “sahte bayrak” operasyonları olabileceğini vurgulamak isterim.

Son olarak, yüce Allah’tan yeni yılın milletimiz, komşu ülkeler ve tüm İslam dünyası için başarı, zafer ve bereket getirmesini diliyorum.

“Biz istiyoruz ki yeryüzünde zayıf düşürülenlere lütufta bulunalım, onları önderler yapalım ve onları mirasçılar kılalım.”

Selam, rahmet ve bereket üzerinize olsun.

Seyyid Mücteba Hüseynî Hamanei
29 Esfend 1404 (20 Mart 2026)

İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan, komşularıyla sorun yaşamak istemediklerini ve nükleer silah peşinde olmadıklarını söyledi.


İran haber ajansı IRNA, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan‘ın Nevruz Bayramı’na ilişkin video mesajını yayımladı.

Pezeşkiyan, belirsizlikleri ve farklılıkları bir kenara bırakmaları gerektiğini belirterek, Nevruz’un İran kültüründe yeni bir başlangıç olduğunu ve bu yıl Nevruz’a her zamankinden daha fazla ihtiyaçları bulunduğunu söyledi.

Komşularla çatışma yaşamak istemediklerini ifade eden Pezeşkiyan, “Duamız, Allah’ın, ilişkilerimizde ortaya çıkan sorunları veya zararları ortadan kaldırmamıza yardım etmesidir. Sevgili dostlarımız, sizlerle tüm sorunları çözmeye hazırız” dedi.

Pezeşkiyan, şunları kaydetti:

Biz hiçbir şekilde nükleer silah arayışında değildik. Savunma Konseyi üyeleri ve komutanlarla birlikte Devrim Lideri’ni (Ali Hamaney) her ziyaret ettiğimizde, kendisi nükleer silahların İslam hukukunca yasaklandığını kesin bir dille ifade ederdi.

İran’da hiçbir yetkilinin kitle imha silahlarının geliştirilmesine yönelik bir adım atamayacağını veya bu yönde bir eğilimi destekleyemeyeceğini söyleyen Pezeşkiyan, ABD’nin ise İran’ın nükleer silah peşinde olduğunu iddia ettiğini dile getirdi.

Pezeşkiyan, “Bölgede barış ve huzur yaratmak için, Batı Asya’daki İslam ülkelerinden oluşan bir güvenlik yapısı kurulmasını ve bu yapının bölgede barış, güvenlik ve istikrarı garanti altına almasını öneriyoruz” ifadesini kullandı.(Ajanslar)

Pazar, 22 Mart 2026 06:24

Fidan Yine ABD’yi ‘Unuttu’

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Suudi Arabistan, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri’ni (BAE) kapsayan bölge turunun ardından açıklamalarda bulundu.

İsrail’le birlikte İran’a saldıran ABD’yi “unutan” Fidan, Tel Aviv’i suçlarken Washington’a dair herhangi bir eleştiride bulunmadı.

Ayrıca Fidan, Körfez Arap ülkelerinden mevkidaşlarıyla birlikte imzaladığı, ABD ve İsrail saldırılarına değinilmeden İran’ın kınandığı ortak bildiriyi de savunmaya devam etti.

Oysa Fidan’ın başında olduğu Dışişleri Bakanlığı, söz konusu bildirinin İngilizcesini yayınlarken Türkçesini ise hâlâ yayınlamadı.

Yine Washington’ın adını söyleyemedi: İsrail tek başına mı saldırıyor?

Bakan Fidan, bölge turuna ilişkin gazetecilere açıklamalarda bulundu ve bazı soruları yanıtladı.

“Savaşın ne kadar daha sürebileceğine” dair soruya Fidan, “Körfez ülkelerinde savaşın iki üç hafta daha süreceği değerlendirmesi yapılıyor. Tabii burada belirleyici olan ABD’nin tutumu olacak. İsrail, ABD üzerinde etkili olmaya çalışacak ve ateşkes veya kısa sürede bir barışa ulaşılmasını engellemek isteyecektir. ABD ve İsrail’in başlangıç pozisyonlarının birbirinden uzaklaştığı yönündeki değerlendirmeler arttı. Bu da savaşın daha uzaması sonucunu doğurabilir” yanıtını verdi.

Fidan, “İsrail, savaş mümkün olduğunca uzasın, İran’a daha fazla zarar verelim gibi bir politika da izleyebilir. Bu yaklaşım karşısında AB’nin alacağı tutum önem kazanacak. İsrail kendileri için önemli olan askeri ve sanayi hedeflerini ortadan kaldırmadan savaşı durdurmayacağı izlenimini veriyor. Suikastlar devam ediyor” değerlendirmesini yaptı.

“Savaşı İsrail’in başlattığını” söyleyen Fidan, “Sorun, savaşı bitirmeye yönelik planlar olmaması değil. Sorun İsrail’in barış istememesi. Bu gerçeği her yerde, her fırsatta vurguluyoruz” ifadesini kullandı.

İsrail’i suçlayan Fidan’ın, İsrail’le birlikte İran’a saldıran ABD hakkında herhangi bir eleştiri yapmaması dikkat çekti.

AKP, ABD’nin Venezuela’ya yönelik haydutça saldırısının ardından da sessizliğe bürünmüştü. Yapılan açıklamalarda ne “saldırı” kelimesi kullanılmış ne de herhangi bir kınamada bulunulmuştu.

İktidarın Washington’a karşı sessiz kalmayı seçmesinin arkasında, AKP’nin içine girdiği yönetme krizi ve buradan çıkış için ABD dışında bir seçeneklerinin olmayışı yatıyor.

‘İkircikli tavır takınmadık’ iddiası

Körfez ülkelerinin saldırılar sonrası durumunun nasıl olacağına ilişkin soruyu yanıtlayan Fidan, bölgede bundan sonra “pek çok şeyin değişebileceğini”, ülkelerin “savunma sanayi alanında yeni arayışlara girebileceğini” dile getirdi.

Fidan, “Savaşın sona ermesinin ardından Körfez ülkeleri İran’dan beklentilerini açıkça ortaya koyup, bazı şartlar yerine getirildiği takdirde ekonomik işbirliği üzerine yoğunlaşılabilir. İran da Körfez’deki ABD üsleri konusunda bazı taleplerle ortaya çıkabilir” dedi.

Bakan Fidan, “Bu savaşın ardından Türkiye’ye olan güvenin arttığını görüyoruz. Başından beri ikircikli bir tavır takınmadık. Yapılan yanlışları tüm taraflara açıkça söylediğimizi herkes görüyor. İran’a yapılanın da Körfez ülkelerine yapılanın da yanlış olduğunu en güçlü ve net şekilde gündeme getiriyoruz” iddiasında bulundu.

‘Körfez ülkeleri karşı önlem almak zorunda kalacaklarını söylüyor’

Körfez ülkelerinin İran’a askeri karşılık verme ihtimalinin sorulması üzerine Fidan, Körfez ülkelerinin yoğun saldırı altında olduğunu söyledi ve şöyle konuştu:

“Körfez ülkeleri bizim bu savaşın çıkışıyla bir ilgimiz yok, o başka bir konu diyorlar. Bize yapılan saldırı haksız bir saldırı ve bu saldırıya karşı cevap vermemiz gerekiyor diyorlar.

Körfez ülkeleri mevcut durumun devam etmesi halinde karşı önlem almak zorunda kalacaklarını söylüyorlar. Bu toplantıda biraz da bu konudaki son uyarılarını yaptılar. Son yoğun saldırılar da bunu tetikledi. Risk arttı.”

Rezil bildiriyi savunmaya devam etti

Fidan, Suudi Arabistan’ın ev sahipliğinde 19 Mart’ta Riyad’da düzenlenen “Arap ve İslam Ülkeleri Dışişleri Bakanları Toplantısı” ve toplantıda imzaladığı ortak bildiriye dair de konuştu.

Türkiye, Azerbaycan, Bahreyn, Mısır, Ürdün, Kuveyt, Lübnan, Pakistan, Katar, Suudi Arabistan, Suriye ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin imzaladığı bildiride, İsrail ve ABD’nin İran’a yönelik saldırıları kınanmazlen Tahran’a saldırıları durdurma ve “iyi komşuluk” ilkelerine uyma çağrısı yapılmıştı.

“Sanki İran kendi kendine savaşıyormuş” gibi kaleme alınan bildiride, Washington ve Tel Aviv’in saldırılarına dair tek bir kınama cümlesinin yer almaması tepkilere neden olmuştu. Hatta Dışişleri Bakanlığı, söz konusu bildirinin İngilizcesini yayınlarken Türkçesini ise hâlâ yayınlamadı.

Tüm bunlara rağmen Fidan, imza attığı bu rezil bildiriyi savunmaya devam etti. Fidan, herkesin durumun aciliyetini ortaya koyduğunu, toplantının tek gündem maddeli olduğunu ve ortak açıklamanın da bunu yansıttığını iddia ederek şöyle konuştu:

Körfez ülkeleri bu toplantıyı tek bir gündemle organize ettiler. İran’ın bu ülkelere gerçekleştirdiği saldırılar konusunda bölge ülkelerinin değerlendirmelerini almak için yapıldı toplantı. Savaştan doğrudan veya dolaylı olarak etkilenen bütün bölge ülkeleri masa etrafındaydı. Ortak bir akıl araması amaçlıydı.”

‘İsrail’in yarattığı tehdide ortak açıklamada değinilmesini sağladık’

“Biz ilkesel tutumumuzu sürdürüyoruz. Hem İsrail’in saldırganlığına ve yayılmacılığına hem de İran’ın savaşı bölgeye yaymaya yönelik eylemlerine karşı çıkıyoruz” diyen Fidan, şöyle devam etti:

“Nitekim yalnızca İran gündemiyle organize edilmiş olsa da Riyad’daki toplantıda, İsrail’in bu savaşın ortaya çıkmasındaki rolünü vurguladık. Dahası İsrail’in bölgedeki yayılmacılığının yarattığı tehdide ortak açıklamada değinilmesini sağladık.”

Fidan, her platformda bu eleştirileri en üst düzeyde dile getirdiklerini ve adımlar attıklarını öne sürdü ve İsrail’i en başından beri en güçlü şekilde eleştiren ülkenin Türkiye olduğunu savundu.

Öte yandan bildirinin ortaya çıkmasından sonra Türkiye hükümeti, kendisine yakın gazeteciler ve basın organları üzerinden gayriresmi bir “bilgi” paylaşmıştı. Ankara’dan geçilen gayriresmi bilgide, bildiride İsrail’i eleştiren ifadeyi “Türkiye’nin eklettirdiği” iddiası olmuştu.

 

Yıldırım: Türkiye’yi İran batağına sokmaya çalışıyorlar
"Emperyal devletler diğer ülkelerin kaynaklarını sömürmek için her yola başvuruyor. Silah sanayilerini canlı tutmak için karışıklıklar, savaşlar çıkarıyorlar. İşte Irak’ta yapılan da buydu."
Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) Aksakallar Konseyi Başkanı Binali Yıldırım, Bahçelievler Belediyesi tarafından Nurettin Topçu Kültür Merkezi’nde düzenlenen geleneksel bayramlaşma programına katılarak konuşma yaptı.

Türkiye’nin etrafının adeta bir ateş çemberiyle çevrildiğini vurgulayan Yıldırım, şunları kaydetti:

Bu şartlar altında Türkiye’yi de bu batağa sokmaya çalışıyorlar. Bunun için ne yapıyorlar? Sahte bayrak operasyonu yapıyorlar. Füzeyi başka yerden fırlatıyorlar. Oradan değilmiş, bir başka ülkeden geliyormuş gibi gösteriyorlar. Böylece İran’la takıştırmaya, çatıştırmaya çalışıyorlar. Biz 400 senedir İran’la savaşmadık. İran’ın nüfusunun yarısı Türkçe konuşur, bizim kardeşlerimizdir. Buradaki mesele şudur. Emperyal devletler diğer ülkelerin kaynaklarını sömürmek için her yola başvuruyor. Silah sanayilerini canlı tutmak için karışıklıklar, savaşlar çıkarıyorlar. İşte Irak’ta yapılan da buydu, Suriye’de yapılan da buydu. Şimdi İran’da yapılan da bu. Burada bize düşen görev, bu oyuna gelmemektir. Sağ olsun Cumhurbaşkanımız, bir yandan ülkemizi bu bataklığa sokmamak için büyük bir gayret gösterirken, diğer yandan da bu savaşın, akan kanın durması için gece gündüz diplomatik çabalarını sürdürüyor.(Ajanslar)

ABD-İsrail, İran'ın uranyum zenginleştirme tesisini sabah saatlerinde hedef aldı. İran makamları saldırının uluslararası hukuka aykırı olduğunu belirtti

ABD-İsrail'in İran'a yönelik saldırıları ve İran'ın misillemeleri sürüyor. İran medyasında yer alan habere göre ABD ve İsrail, İran'a yönelik ortak hava saldırılarında Natanz uranyum zenginleştirme tesisini sabah saatlerinde hedef aldı.

ATOM ENERJİSİ KURUMU'NDAN AÇIKLAMA GELDİ

Saldırının İran Atom Enerjisi Kurumu'nun raporuna göre uluslararası hukuk ve yükümlülüklere aykırı olduğu belirtilerek, "Bu eylem, Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması (NPT) başta olmak üzere nükleer güvenlik ve emniyete ilişkin düzenlemelerle çelişmektedir" ifadelerine yer verildi. Ayrıca saldırının ardından Natanz Nükleer Tesisinde radyoaktif sızıntı ihtimaline karşı teknik incelemelerin başlatıldığı, nükleer güvenlik birimleri tarafından tesis çevresinde gerekli kontrollerin yapıldığı belirtildi. İlk değerlendirmelere göre önceden alınan tedbirler sayesinde herhangi bir radyoaktif sızıntının tespit edilmediği ve çevrede yaşayanlar için herhangi bir tehlike bulunmadığı kaydedildi.

12 GÜN SAVAŞI'NDA DA HEDEF ALINMIŞTI
tesisi, geçtiğimiz yılın Haziran ayında İsrail ile İran arasında yaşanan ve ABD'nin de katıldığı 12 gün süren savaşın ana hedeflerinden biriydi ve 28 Şubat'ta yeniden başlayan saldırılarda da hedef alınmaya devam ediyor.

 

İran, İsrail’de Dimona’nun Ardından Arad’ı da Vurdu
 
İran, ABD ve İsrail’in saldırılarına misilleme olarak, İsrail’in güneyini vurdu. İran’ın balistik füzeleri, İsrail hava savunmasını delerek nükleer santralin bulunduğu Dimona ile Arad kentine düştü. Çok sayıda kişi yaralandı, enkaz altında kalanların olduğu bildirildi.

İran, gün içinde İsrail’e 6’sı Dimona Nükleer Santrali’nin de bulunduğu bölgeyi, 1’i Dimona ve orta bölgeyi, sonuncusu da güneydeki Eilat kentini hedef alan 8 dalga halinde misilleme saldırısı düzenledi.

İsrail ordusundan yapılan açıklamada, İran’dan füze fırlatıldığının tespit edildiği ve hava savunma sistemlerinin İran füzelerini önlemeye çalıştığı bildirildi.

İsrail’in Kanal 12 televizyonu, İran’dan fırlatılan füzeler nedeniyle İsrail’in Dimona Nükleer Tesisi’nin de bulunduğu güneyinde sirenlerin çaldığını belirtti.

İsrail’in Yedioth Ahronoth gazetesi, 12 alana füze parçalarının düştüğünü, bazı füzelerin doğrudan isabet kaydettiğini ve füze isabet eden bir binanın çöktüğünü aktardı.

Haberde, bir kamuya açık sığınağın yanı sıra çok sayıda noktada hasar meydana geldiği kaydedildi.

İsrail devlet televizyonu KAN’ın bir yaralının yakınından aktardığı habere göre, sirenler çalmaya başladıktan sonra sığınağa gidecek kadar vakit bulamadan İran füzeleri isabet etmeye başladı.

Nükleer sızıntı yok

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA), İsrail’in Dimona kentinde Negev Nuclear Research Center’da herhangi bir hasar tespit edilmediğini bildirdi.

Yetkililer olay sonrası anormal radyasyon seviyeleri ölçülmediğini belirtirken, UAEA gelişmeleri yakından izlediğini ve ek bilgi toplamayı sürdüreceğini duyurdu.

6 Ölü, 100’den Fazla Yaralı

Öte yandan İsrail basını ise İran’ın saldırısının ardından 6 kişinin öldüğünü, 100’den fazla kişinin de yaralandığını bildirdi. Haberlerde bölgedeki arama-kurtarma çalışmalarının devam ettiği ve can kaybı sayısının artmasından endişe edildiği belirtildi.

Dimona’da Yaralı Sayısı Yükseldi

İran’ın Dimona’ya yönelik saldırısında ise yaralı sayısı yükseldi. İsrail’e ait hava savunma sistemlerinin İran’dan fırlatılan bir balistik füzeyi engelleyememesi sonucu bölgede meydana gelen patlama sonucunda 51 kişinin yaralandığı ve çeşitli hastanelerde tedavi altına alındığı aktarıldı.

İran Hatemü'l Enbiya Karargâhı Sözcüsü yaptığı açıklamada ülkesinin yalnızca kendisini savunmak için değil bölgenin ve Müslümanların güvenliği için savaştığını ifade etti

İran Hatemü'l Enbiya Karargâhı Sözcüsü İbrahim Zülfikari, ABD-İsrail'in ülkesine yönelik saldırılarıyla başlayan sürece ilişkin açıklama yaptı. Savaşta ülkeleri ve milletleri için sürdürülebilir bir güvenlik yaklaşımının peşinde olduklarını belirtti. Ek olarak ülkesinin yalnızca kendi güvenliği için değil tüm bölgenin ve Müslümanların güvenliği için savaştığını belirtti.


ABD-İsrail'in bölgede hiçbir itibarı kalmadığının altını çizen Sözcü, altyapılarının vurulmasına karşılık daha fazla operasyonla yanıt vereceklerini ifade etti.

'SİZİNLE GÜÇ DİLİMİZLE KONUŞUYORUZ'
Sözcü'nün açıklaması tam olarak şu şekilde:

"Bu savaşta ülkemiz ve milletimiz için sürdürülebilir bir güvenlik yaklaşımının peşindeyiz.

 
"Siz kaçış yolu arıyorsunuz, çünkü saldırınıza başlamanız aptallık ve intihar yolundaydı.

"İran, bugün sadece kendini savunmak için değil, bölgenin ve Müslümanların güvenliği için de savaşıyor.

"İran, Hürmüz Boğazı'nda büyüklük gösteriyor. Odağımız, kendi topraklarımızın ve bölgenin güvenliğini sağlamaya yönelmiştir ve şimdi sonucu görün; sizinle güç dilimizle konuşuyoruz. İran, bölgede güvenliğin yaratıcısıdır ve milletin ve silahlı kuvvetlerin kahramanlıklarından destanlar yazılabilir.

'BİZ HÂLÂ GÜÇLÜYÜZ VE GÜÇLÜ KALACAĞIZ'
"Sizin bugün bölgede hiçbir itibarınız ve konumunuz kalmamıştır. Silahlı kuvvetlerin akıllıca gücü ve başınızın üzerindeki gökyüzü bizim kontrolümüzdedir, bunu kanıtladık.

"Altyapılarımızı vurun, sizin daha önemli ve daha fazla altyapınızı vuracağız.

"Biz hâlâ güçlüyüz ve güçlü kalacağız... Allah'ın izniyle..."

Görevinden istifa eden ABD Ulusal Terörle Mücadele Merkezi (NCTC) Direktörü Joe Kent, Beyaz Saray’ın İsrail ve güçlü lobi faaliyetleri tarafından dezenformasyonla savaşa sürüklendiğini, istihbarat kurumlarının ise kritik soruşturmalarda engellendiğini açıkladı.


ABD Ulusal Terörle Mücadele Merkezi (NCTC) Direktörü Joe Kent, görevinden istifa ederek Washington koridorlarında derin bir çatlağı gün yüzüne çıkardı.

Tucker Carlson’a özel mülakat veren Kent, İran ile yürütülen savaşın hiçbir “yakın tehdit” unsuruna dayanmadığını ve tamamen kurgulanmış bir süreç olduğunu belirtti.

Carlson, mülakata başlarken Kent’in 2024 başında yaptığı uyarıların ne kadar isabetli çıktığını hatırlatarak “Joe Kent ne konuştuğunu biliyor; hayatının büyük bölümünü o bölgede geçirdi ve bu mevcut başkanlık başlamadan bir yıl önce uyarısını yapmıştı” dedi.

Kent, mülakatta savaşın arka planındaki dezenformasyon ağını, İsrail’in karar alma süreçleri üzerindeki baskısını ve NCTC’nin elindeki kritik verilerin nasıl baypas edildiğini ayrıntılarıyla paylaştı.

“İran ulusumuz için yakın bir tehdit oluşturmadı”

İstifa mektubunda yer alan en çarpıcı noktalardan biri olan “İran, ulusumuz için yakın bir tehdit oluşturmadı” ifadesini açıklayan Kent, bu sonuca ulaşmanın zor olmadığını kaydetti.

Dışişleri Bakanı, Başkan ve Temsilciler Meclisi Başkanı’nın açıklamalarına atıfta bulunan Kent, “Bu saldırıyı düzenledik çünkü İsrailliler düzenlemek üzereydi. Bu durum, İran’ın bize hemen saldırmayı planladığı yönündeki argümanı ortadan kaldırıyor; böyle bir tehdit basitçe mevcut değildi” diye konuştu. Kent, tarihin gerçek zamanlı olarak yeniden yazıldığını ancak eldeki verilerin net olduğunu vurguladı.

Carlson, Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun savaşın başında yaptığı “Başkan bilgece bir karar verdi; İsrail’in eyleme geçeceğini ve bunun Amerikan güçlerine saldırıyı tetikleyeceğini biliyorduk” şeklindeki açıklamasını hatırlattı.

Bunun üzerine Kent, Rubio’nun tasvir ettiği “yakın tehdidin” İran’dan değil, bizzat İsrail’den geldiğini belirtti.

Kent, “Ortadoğu politikamızdan kim sorumlu? Savaşa girip girmeyeceğimize kim karar veriyor? Bu vakada İsrailliler, İranlıların misilleme yapacağını bildiğimiz bir dizi olayı tetikleyen bu kararı bizzat sürükledi” dedi.

İsrail lobisi Washington’daki karar mercilerini kuşattı

Joe Kent, Washington’da de facto bir “İran’ın nükleer zenginleştirme yapamaz” politikası oluşturulduğunu, bunun ise resmi istihbarat kanalları yerine lobi faaliyetleri ve medya üzerinden yürütüldüğünü savundu.

“Demokrasileri Savunma Vakfı (FDD) gibi kurumlar, Wall Street Journal’da yayımlanan köşe yazıları ve medya üzerinden bir yankı odası yaratıldı” diyen Kent, bu dezenformasyon ağının Başkanı yanıltmak için kullanıldığını belirtti. Kent, nükleer zenginleştirmenin nükleer silahla aynı şey olmadığını ancak bu ayrımın kasıtlı olarak bulanıklaştırıldığını kaydetti.

İstihbarat dünyasında kapasite ve niyetin her zaman tartışıldığını hatırlatan Kent, “İranlılar, özellikle Başkan Trump’ın liderliği altında gerilimi yükseltme basamaklarını çok hesaplı bir şekilde kullandılar. Trump göreve geldiğinde vekâlet savaşçılarını durdurmuşlardı çünkü Biden’ın zayıf olduğunu, ancak Trump’ın eylem adamı olduğunu biliyorlardı” ifadelerini kullandı.

Kent, İsrailli yetkililerin resmi kanalların dışına çıkarak doğrudan siyasi karar alıcılara “istihbarat kanallarına henüz girmemiş” bilgiler servis ettiğini ve bu durumun sağlıklı tartışma ortamını zehirlediğini vurguladı.

“Charlie Kirk cinayeti soruşturması bürokrasi tarafından engellendi”

Mülakatın en sarsıcı bölümlerinden birini, Trump’ın yakın danışmanlarından Charlie Kirk’ün suikasta uğraması ve NCTC’nin bu konudaki çalışmalarının durdurulması oluşturdu.

Kent, NCTC’nin yabancı bağlantıları araştırma yetkisi olduğunu ancak Kirk cinayeti soruşturmasında FBI ve Adalet Bakanlığı (DOJ) tarafından önünün kesildiğini açıkladı. “Veri paylaşımı taleplerimiz karşılanmadı, bürokrasi içinde bu taleplerin ölmesine izin verildi” diyen Kent, Kirk’ün İran’la savaşa en sert karşı çıkan isimlerden biri olduğunu hatırlattı.

Kent, “Charlie Kirk, İran’la savaşa karşı çıkan seslerin lideriydi. Ölmeden önce bana ‘Joe, bizi İran’la savaşa girmekten alıkoy’ demişti” sözleriyle Kirk’ün kararlı tutumuna dikkat çekti.

Kirk’ün suikastıyla ilgili yabancı bir bağın olup olmadığına dair ipuçları olduğunu ancak bunların peşinden gitmelerine izin verilmediğini belirten Kent, “Soruşturmanın Robinson davasını bozmaması gerektiği gibi yapay gerekçelerle durdurulduk. Oysa bir suikastın önceden bilindiğine dair internet verileri varken neden üzerine gidilmiyor?” diye sordu.

Kent, bu tür engellemelerin kamuoyunda “komplo teorileri” doğurduğunu ancak asıl sorunun hükümetin şeffaflıktan kaçınması olduğunu kaydetti.

Washington “sessiz bir darbe” ile nükleer tehdit algısı yarattı

Haziran 2025’te gerçekleştirilen “Midnight Hammer” Harekatı ile İran’ın nükleer kapasitesinin yok edildiğinin tüm ülkeye ilan edildiğini hatırlatan Carlson, altı ay sonra nasıl olup da yeniden bir “nükleer tehdit” ile savaşa girildiğini sordu.

Kent, bu sürecin tamamen kapalı kapılar ardında, dar bir danışman kadrosu tarafından yürütüldüğünü ve hiçbir muhalif sesin içeri alınmadığını belirtti.

Kent, “Bu son aşamada sağlıklı bir tartışma süreci işletilmedi. Planlama o kadar bölümlere ayrılmıştı ki savaş artık bir sonuç haline gelmişti” diye konuştu.

Kent’e göre, İran’ın dini lideri Ayetullah’ın öldürülmesi bölgedeki ılımlıları tasfiye etmekten başka bir işe yaramadı. “Ayetullah nükleer programı aslında dizginliyordu. Onu öldürerek İran Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) daha fazla güç verdik” diyen Kent, yeni nesil liderlerin çok daha radikal olacağı uyarısında bulundu.

Kent, “Daha ılımlı birini öldürdüğünüzde, halk bayrak etrafında toplanır ve bir sonraki lider ne kadar sert olduğunu kanıtlamak zorunda kalır” diyerek stratejik hatanın altını çizdi.

“İran savaşı Çin’in elini güçlendiriyor”

Savaşın jeopolitik kazananının ABD değil, Çin olduğunu vurgulayan Kent, Washington’ın enerjisini ve kaynaklarını Ortadoğu’da tüketmesinin Pasifik’teki dengeleri bozduğunu belirtti.

“Çin, bizim ekonomik ve askeri olarak sahada erimemizi izliyor. Pasifik’teki sınırlarımız Çin saldırganlığına karşı savunmasız kalıyor” diyen Kent, küresel enerji akışının bozulmasının faturasını Amerikan halkının gıda ve yakıt fiyatlarında ödediğini kaydetti.

Kent, Hürmüz Boğazı’nın kapanmasının dünya ekonomisi için bir felaket olduğunu ve bu çatışmanın sonunda barışı kim sağlarsa bölgenin hakimi de o olacağını belirtti.

“Eğer Çin gelip enerji akışını geri yükler ve barışı sağlarsa, Basra Körfezi’nin kontrolü Çin’e geçer. Bu doğanın bir kanunudur: Çatışmayı bitiren yönetir” ifadelerini kullanan Kent, ABD’nin kendi vatandaşlarının çıkarlarını merkeze alan bir dış politikaya dönmesi gerektiğini savundu.

“Başkan Trump iradesini kullanmalı”

Joe Kent, içinde bulunulan felaket senaryosundan çıkışın hala mümkün olduğunu ancak bunun radikal kararlar gerektirdiğini belirtti. “Başkan Trump bu sorunu tek başına çözecek iradeye sahip tek lider” diyen Kent, çözüm için ilk adımın İsrail’e karşı net bir duruş sergilemek olduğunu savundu.

Kent, Trump’ın İsrail Başbakanı’nı arayarak “Yeter, artık savunmadayız. Saldırı operasyonlarına devam ederseniz tüm desteğimizi çekeriz” demesi gerektiğini ifade etti.

İkinci adım olarak Körfez müttefikleriyle ve doğrudan İran ile müzakere masasına oturulması gerektiğini kaydeden Kent, “İranlılar bu savaşın durmasını istiyor. Enerji sektörlerini yeniden inşa etmek istiyorlar. Sanayilerini dünya ekonomisine entegre etmeleri karşılığında tüm işlemlerin dolar üzerinden yapılması şartı getirilirse, bu Amerikan dolarının ve ulusal çıkarlarının kurtuluşu olur” diye konuştu. K

ent, mülakatın sonunda “Gerçeği söylemek özgürleştiricidir ve bu ülkeyi kurtaracak tek şey on yıllardır gecikmiş olan bu dürüstlüktür” diyerek sözlerini tamamladı.

Kent, istifasının Trump’a bir saldırı olmadığını, aksine onun “Önce Amerika” platformuna geri dönmesi için bir çağrı niteliği taşıdığını vurguladı.

Mülakat, Washington’daki yerleşik düzenin nasıl bir savaş döngüsü yarattığını ve bu döngüden çıkışın ancak halkın iradesiyle seçilmiş bir liderin bürokrasiye karşı koymasıyla mümkün olabileceği tespitiyle son buldu.(Ha

Prof. Dr. Mete Gündoğan, Kur’an’daki Talut-Calut kıssasının İran Savaşı ile tekrarlandığını dile getirdi.


Prof. Dr. Mete Gündoğan, Sosyal medyadan paylaşım yapan Gündoğan, Hz. Davut’un dahil olduğu kıssayı günümüze şöyle uyarladı:

‘’Ne acaib bir iş!

Binlerce yıl sonra adeta Talut ile Calut hadisesini yeniden yaşıyoruz.

Bir tarafta Calut’un ordusu!

Paganlar ve Kibir içindeler.

Epstein Çetesinin yönetimindeler.

Yamyamlar, tecavüzcüler, pedofiller, faizciler, siyonistler ve daha bilmem ne bela! Ne ararsan var.

Dev “batmaz” platformları, cesametleri, nâraları ile her tarafa korku salıyorlar.

Diğer tarafta Talut’un ordusu.

İnananları temsil ediyor.

Bir kısmı mal mülk para pul edinmiş, savaşmaktan çekiniyor.

Bir kısmı Calut’un tantanasından korkuyor, çekiniyor.

Çok az bir inanmış kesim kalmış ve Calut ordusu ile savaşa tutuşmuş.

Veeee

Genç Davut’un sapanı ile Calut’u gözünden vurduğu gibi,

İran da füzeleri ile Calut’un ordusunun elektronik gözlerini kör etti !

Dahası da geliyor…

Sonucu biliyorsunuz.

Siz siz olun, sakın Calut’un yanında, kalben bile olsa, yer almayın. Hem dünyanızı hem de ahiretinizi kaybedersiniz…’’(Ajanslar)

İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Ali Laricani, (şehadetinden önce) İslam başkentlerine hitaben yayımladığı 6 maddelik mektupta sessizliği sert bir dille eleştirdi: Müzakere masasında aldatılan, sahasında vurulan bir İran varken; safınız neresi, bu nasıl Müslümanlık?


İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Ali Laricani, Müslümanlara ve İslam ülkelerinin yönetimlerine yönelik hazırladığı 6 maddelik bir mektup yayımladı.

Laricani, mektubunda  İslam ülkelerinin dayanışma ve birlik içinde hareket etmesi çağrısında bulundu.İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri Ali Laricani, 6 maddelik bir bildiri ile İslam ülkelerinin yöneticilerine ve tüm Müslümanlara seslendi. 

Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla

Dünya genelindeki Müslümanlara ve İslam ülkelerinin hükümetlerine:

1. İran, müzakereler sırasında gerçekleşen ve amacı İran'ı parçalamak olan sinsi bir Amerikan-Siyonist saldırısına maruz kaldı. Bu saldırı, İslam Devrimi'nin büyük ve fedakâr liderinin şehadetine, ayrıca birçok sivilin ve askeri komutanın hayatını kaybetmesine yol açtı. Ancak saldırganlar, İran halkının sert ulusal ve İslami direnişiyle karşılaştı.

2. Biliyorsunuz ki, nadir istisnalar dışında ve sadece sembolik siyasi tutumlar haricinde, hiçbir İslam devleti İran halkının yanında durmadı. Buna rağmen İran halkı, güçlü iradesiyle saldırgan düşmanı bastırmayı başardı; öyle ki düşman bugün bu stratejik çıkmazdan bir çıkış yolu bulamaz hale gelmiştir.

3. İran; "Büyük Şeytan" (Amerika) ve "Küçük Şeytan" (İsrail) ile yüzleşmede direniş yolunda ilerlemektedir. Ancak bazı İslam hükümetlerinin tutumu, Peygamberimizin (s.a.v) şu sözüyle çelişmiyor mu: "Kim bir adamın 'Ey Müslümanlar!' diye seslendiğini duyar da ona icabet etmezse (yardımına koşmazsa), o Müslüman değildir." O halde bu nasıl bir Müslümanlık?

4. Hatta bazı ülkeler daha da ileri giderek, İran kendi topraklarındaki Amerikan ve İsrail üslerini ve çıkarlarını hedef aldığı için İran’ın kendilerine düşman haline geldiğini söylediler. Sizin ülkelerinizdeki Amerikan üsleri İran'a saldırmak için birer araç olarak kullanılırken, İran'dan eli kolu bağlı durması mı bekleniyor? Bunlar boş bahanelerdir. Bugün yaşanan hesaplaşma, bir yanda Amerika ve İsrail, diğer yanda ise İran ve direniş güçleri arasındadır. Siz hangi tarafta duruyorsunuz?

5. İslam dünyasının geleceğini düşünün. Amerika ve İsrail'in size karşı hiçbir vefası olmadığını biliyorsunuz. Bir an durun ve kendiniz ile bölgenin geleceği üzerine derinlemesine düşünün. Şüphesiz İran size nasihat etmektedir ve üzerinizde bir hakimiyet kurma peşinde değildir.

6. İslam ümmetinin birliği, eğer tam manasıyla gerçekleşirse, tüm devletler için güvenliği, ilerlemeyi ve bağımsızlığı garanti etmeye muktedirdir.

Allah'ın selamı üzerinize olsun.

Allah'ın kullarından bir kul, Ali Laricani

The Economist, Trump’ın İran’a yönelik saldırgan politikalarını kapağına taşıdı. Dergi, ABD’nin düşüncesiz hamlelerinin bölge ve dünya barışı için ciddi riskler taşıdığına dikkat çekiyor.
 
Bu hafta yayımlanan The Economist kapağı, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a karşı attığı adımları ön plana çıkarıyor. "Kör Öfke Operasyonu" başlığıyla yayımlanan kapakta Trump’ın yüzü savaş miğferiyle resmedilerek agresif dış politika eleştiriliyor. Yazıda Trump’ın sorumsuz ve tehlikeli liderliği vurgulanırken, İran’a yönelik yanlış hesaplanmış hamlelerinin hem ABD iç siyaseti hem de uluslararası barış açısından ciddi riskler doğurduğu ifade ediliyor. Dergi, kısa veya uzun süreli bir çatışmanın bile Trump’ın ikinci dönemini ve dünya istikrarını olumsuz etkileyebileceğine dikkat çekiyor.

'KÖR ÖFKE HAREKATI'
The Economist, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a karşı attığı adımları bu haftaki kapağına taşıdı.

Dergi, "Kör Öfke Operasyonu" başlığıyla yayımlanan kapağında Trump’ın yüzünü bir savaş miğferiyle resmederek, ABD’nin agresif dış politikasını ve İran’a yönelik tehlikeli adımlarını vurguladı.

 
Yazıda Trump’ın siyasi kariyerine değinilerek, onun “siyasî yerçekimine meydan okuyan bir siyasetçi” olduğu belirtiliyor. “Donald Trump’a karşı asla iddiaya girmeyin. 6 Ocak 2021’de destekçileri Kongre Binası’nı bastıktan sonra 2024’te daha yüksek oy oranıyla yeniden seçilen bu adam kadar siyasi yerçekimine meydan okuyabilen başka bir siyasetçi yok,” ifadeleriyle Trump’ın sorumsuz ve tehlikeli bir lider olduğu vurgulanıyor.

Dergi, Trump’ın İran’a karşı yanlış hesaplanmış ve düşüncesiz bir savaş başlatmasının, ABD iç siyaseti ve uluslararası barış için ciddi riskler doğurabileceğine dikkat çekiyor. “Kısa sürecek bir savaş bile ikinci döneminin yönünü değiştirecektir. Aylar sürecek bir savaş ise bunu yerle bir edebilir,” denilerek İran’a karşı saldırgan politikaların ne kadar yıkıcı olabileceği ifade ediliyor.

TRUMP’IN İRAN’A KARŞI AGRESİF TAVRI VE RİSKLERİ
The Economist’in kapağı, Trump’ın İran’a karşı adımlarının sadece bölgesel değil, küresel barış ve istikrar açısından da tehlike yarattığını gösteriyor. Uzmanlar, ABD’nin agresif politikalarının kısa süreli çatışmalarda bile büyük zararlara yol açabileceğine işaret ediyor. Trump’ın düşüncesiz hamleleri, İran’ın haklı direnişini hedef almakla kalmayıp, bölgeyi ve dünya barışını tehdit ediyor.

İran’a yönelik her saldırgan adım, yalnızca Trump’ın siyasi çıkarlarını korumaya yönelik bir hamle olarak görülüyor ve uluslararası hukuka, diplomasiye zarar veriyor. Dergi, ABD’nin bu saldırgan yaklaşımını eleştirerek, İran’ın barışçı ve savunmacı pozisyonunun önemine dikkat çekiyor.

İRAN’IN MEŞRU SAVUNMASI VE DÜNYA DENGESİ
Kısa süreli bir askeri saldırı bile bölgede gerginliği artırabilirken, uzun süreli bir savaş hem İran halkı hem de uluslararası toplum için yıkıcı sonuçlar doğurabilir. The Economist, Trump’ın politikalarının yalnızca ABD iç siyasetine değil, tüm dünya barışına tehdit oluşturduğunu vurguluyor. İran’ın ulusal güvenliği ve egemenliği, ABD’nin agresif tavırları karşısında korunması gereken bir gerçek olarak öne çıkıyor.

ABD’nin savaşçı yaklaşımı, Trump’ın ikinci döneminde uluslararası dengeleri bozma riskini artırıyor. İran ise bu saldırgan politikalar karşısında haklı ve barışçıl bir duruş sergileyerek bölgesel istikrarın korunmasına katkıda bulunuyor.

Hizbullah, İsrail’in kuzeyindeki çok sayıda noktaya yönelik operasyon gerçekleştirdiğini ve Lübnan’ın güneyinde bir İsrail helikopterinin düşürüldüğünü açıkladı.


Hizbullah Lübnan'daki İsrail birlikleri ile işgal altındaki Golan Tepeleri ve İsrail'in kuzeyindeki çok sayıda noktaya operasyon düzenledi. Açıklamada Lübnan'ın güneyinde ise bir İsrail helikopterinin düşürüldüğünü duyurdu.İsrail işgali altındaki Suriye'nin Golan Tepeleri'nde bulunan Yoav kışlasının da İHA'larla vurulduğu

 

Hizbullah tankları hedef aldı: Çok sayıda işgalci imha oldu!


Hizbullah, sınır hattındaki Taybe beldesinde siyonist rejime ait 6 Merkava tankını hedef aldığını duyurdu. Yapılan açıklamada çok sayıda işgal askerinin öldüğü de duyuruldu.
Lübnan Hizbullahı'ndan peş peşe yapılan açıklamalarda, operasyonların "Lübnan ve halkını savunma" amacıyla düzenlendiği ifade edildi.

Açıklamalarda, Hizbullah'ın operasyonlarda roketler, insansız hava araçları (İHA) ve topçu mermilerinin kullanıldığı belirtilerek, siyonist rejime ait askeri noktalar, askerlerin toplanma alanları, karargahlar, topçu mevzileri, yerleşim birimleri ve bir askeri sanayi şirketinin hedef alındığı aktarıldı.

Lübnan'ın güneyindeki sınır hattında yer alan Aytarun beldesindeki El-Hanuk, Adise beldesindeki En-Naba el-Kadime, Tel el-Hazzan ve Tel el-Uveyda bölgelerinde konuşlanan İsrail askerlerinin hedef alındığı kaydedildi.

Hizbullah 6 tankı hedef aldı, ölü askerler var

Taybe beldesinde işgal askerlerinin 5 kez hedef alındığı, ayrıca bu bölgenin kuzeyindeki askeri araç topluluğuna da saldırı düzenlendiği belirtildi.

Bazı saldırılarda işgal askerleri arasında kayıplar olduğu ve tahliye için helikopterlerin devreye girdiği öne sürüldü.

Hizbullah ayrıca, Taybe beldesine ilerlemeye çalışan bir işgal birliğine ve Hıyam Hapishanesi çevresindeki sızma girişimine karşı koyulduğunu, buralarda işgal güçleriyle uygun silahlarla çatışmaya girildiğini ifade etti.

Hizbullah ayrıca gece saatlerinden bu yana Taybe beldesinde işgal ordusuna ait 6 Merkava tankını hedef aldıklarını ve bu bölgeye roket ve topçu saldırıları düzenlediklerini açıkladı.

Sınır hattındaki Merkeba beldesi karşısındaki El-Merc ve Ayta eş-Şaab beldesi karşısında bulunan Er-Rahib mevzilerinin de hedef alınan noktalar arasında bulunduğu belirtildi.

Açıklamalarda, Taybe beldesinde İsrail'e ait bir Merkava tipi tankın güdümlü füzeyle doğrudan isabetle vurulduğu, El-Merc mevkisi yakınlarındaki bir askeri topluluğun ise kamikaze İHA'larla hedef alındığı bilgisine yer verildi.

Siyonist rejimin kuzeyindeki saldırılara ilişkin de Şomera yerleşimindeki askerlerin roketlerle, Kiryat Şmona yerleşiminin roket ve İHA'larla 4 kez hedef alındığı kaydedildi.

Safed kenti kuzeyindeki "Ein Zeitim" üssü ile işgal altındaki Golan Tepeleri'nde bulunan "Yoav" kışlasına İHA'larla saldırı düzenlendiği, Nahariya yerleşimi, Kefr Giladi yerleşimi ve Manara yerleşimindeki bir topçu mevzisinin de roketlerle vurulduğu aktarıldı.

Ayrıca Hayfa kentinin kuzeydoğusundaki "Yudifat" adlı askeri sanayi şirketinin de hedef alınan yerler arasında bulunduğu ifade edildi.(Ajanslar)