کارگر
İran Uyardı: Tek Bir Adımda Tüm Altyapılarını Yok Ederiz
ABD’nin Orta Doğu’ya 82. Hava İndirme Birliği’ni sevk etmesi ve New York Times’ın (NYT) “Suudi Arabistan Trump’ı İran’a kara harekatı yapmaya zorluyor” şeklindeki ifşalarının ardından, Tahran cephesinden savaşı tüm Körfez’e yayabilecek sert bir uyarı geldi. İran siyasetinin ve güvenlik bürokrasisinin en kilit isimlerinden biri olan Meclis Başkanı Muhammed Bakır Galibaf, resmî sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklamada, İran ordusunun yaklaşan bir “ada işgali” planını deşifre ettiğini duyurdu.
İstihbarat verilerine dayandırdığı açıklamasında Galibaf, isim vermeden hem ABD-İsrail ittifakına hem de lojistik/siyasi destek sağlayan Suudi Arabistan’a doğrudan meydan okudu.
Galibaf’ın Farsça yayınladığı mesajın tam çevirisi şu şekilde: “Bazı verilere (istihbarata) göre, İran’ın düşmanları, bir bölge ülkesinin desteğiyle İran’a ait adalardan birini işgal etme operasyonuna hazırlanıyor. Düşmanın tüm hareketleri silahlı kuvvetlerimizin tam gözetimi altındadır. Eğer (bu yönde) tek bir adım bile atarlarsa, o bölge ülkesinin tüm hayati altyapısı hiçbir sınırlama olmaksızın, amansız saldırıların hedefi olacaktır.”
Siyasi ve askeri analistler, Galibaf’ın bahsettiği “işgal edilecek adanın” İran’ın petrol ihracatının yüzde 90’ından fazlasının yapıldığı stratejik Hark Adası olduğunu belirtiyor.
Dün NYT’de yer alan bir analizde, Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın (MBS), ABD Başkanı Trump’a doğrudan Hark Adası’nı deniz piyadeleriyle ele geçirme planını sunduğu iddia edilmişti. Ardından Pentagon’un hava indirme operasyonlarında uzman 3 bin kişilik 82. Hava İndirme Birliği’ni Orta Doğu’ya gönderme kararı alması, bu işgal iddialarını somutlaştırmıştı. Galibaf’ın “bölge ülkesinin hayati altyapısını vururuz” çıkışı, Suudi Arabistan’ın devasa petrol rafinerilerine ve su arıtma tesislerine yönelik açık bir misilleme tehdidi olarak kayıtlara geçti.
Bu sert ve tavizsiz açıklama, savaşın arka planında yürütülen diplomatik iddiaları da tamamen çökertti.
Bilindiği üzere, son günlerde ABD ve İsrail medyasında Trump’ın öne sürdüğü “saygın bir İranlı liderle anlaşıyoruz” iddialarının merkezindeki ismin Muhammed Bakır Galibaf olduğu öne sürülmüştü. NYT, Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Munir aracılığıyla ABD’nin 15 maddelik bir barış planını bizzat Galibaf’a ilettiğini yazmıştı.
Genç Hamenei'nin dilindeki hendese: Eksen'den Cephe'ye
“Eksen bölünebilir, ancak cephe bölünemez; o ya bütünüyle vardır ya da hiç yoktur.”
Lübnan merkezli İranlı gazeteci Hüseyin Pak, Direniş Ekseni ve Direniş Cephesi kavramlarını sadece askeri terimler olarak değil, direnişin ontolojik dönüşümünü simgeleyen iki farklı dünya görüşü olarak ele alıyor. Pak, Direniş Ekseni’ni mekanik bir nizamın, yani her an bozulabilir bir terkibin içinde, geçmişe ait bir emanet gibi görüyor; Direniş Cephesi’ni ise ne başında ne sonunda hiçbir ayrılığın hüküm sürmediği, o bölünmez ve yekpare geleceğin ezelî formu olarak resmediyor.
Direniş Ekseni ve Direniş Cephesi terimleri arasındaki farklar yalnızca dilsel veya terminolojik birer tercih değildir; aksine bu ayrım, bir mantıktan diğerine, kısıtlı bir bakış açısından geniş bir stratejik ufka doğru gerçekleşen derin bir varoluşsal geçişi temsil eder. Burada kelime, sadece tanımlayıcı bir vasıta değil; yeni bir farkındalık inşa etmek ve çatışmanın doğasını o yekpare akış içinde yeniden şekillendirmek için kurucu bir araçtır.
Direniş Ekseni terimi, temelde coğrafyanın katı mantığına dayanır. Burada her alanın kendine özgü bir rolü ve işlevi vardır; birimler kendi sınırlarının o dar çerçevesine sadık kalarak, diğer alanlardan belirli bir ölçüde bağımsız ve kendi iç ritmine hapsolmuşçasına hareket eder. Bu çerçevede roller parçalara ayrılabilir, hamleler anlamlandırılabilir ve hatta görev dağılımına dayalı o eski, geleneksel denklemler uyarınca düşman tarafından öngörülebilir.
Fakat Direniş Cephesi kavramının o efsunlu sahasına yöneldiğimizde, bu mekanik mantık tamamen terk edilir. Burada artık parçalı coğrafyaların tenhalığından değil tek bir sahadan, rollerin paylaşımından değil ortak bir mukadderattan bahsedilir. Cephe, birbirine bitişik noktaların kuru bir toplamı değildir; o, parçaları birbiriyle iç içe geçen ve aralarındaki ayrımı imkansız kılan, yaşayan, bütünleşik bir organizmadır.
Direniş Ekseni’nin o parçalı mantığında, bir sahanın ilerleyişi yahut bir diğerinin geri çekilişi, sanki birbirine yabancı zamanların akışı gibidir; bu dağınık ritim, genel yapıda varoluşsal bir noksanlık doğurmaz. Ancak Direniş Cephesi’nin o sarsılmaz ve mühürlü nizamında, bir noktadaki her çekiliş bütüne ait bir tenhalaşma, her ilerleyiş ise tüm varlığın o muazzam ve yekpare yükselişidir. Burada taraflar arasındaki münasebet, basit bir koordinasyonun hendesesinden sıyrılıp, bir rüya gibi iç içe geçen ortak bir kaderde birleşmenin o huzurlu ve mutlak vahdetine dönüşür.
Direniş Cephesi kelimesinin stratejik sırrı tam da burada, Genç Hamenei’nin o kurucu iradesinin eşyaya nüfuz eden dokunuşunda saklıdır: Bu kavram, güçler arasındaki o dışsal ilişkiyi kökünden değiştirerek, sıradan bir ittifak halini, bölünmesi imkansız bir "birleşik varoluş" katına yükseltir. Artık karşımızda olan, dışarıdan bakıldığında sayılabilen yahut sınırları çizilebilen bir aktörler yığını değil; ortak bir iradenin nabzıyla çarpan, düşmanın o sığ mantığıyla asla ihata edemeyeceği, dinamik ve yaşayan bir hakikattir.
Bu yüksek düzlemde coğrafya bütünüyle silinmez, lakin o katı ve baskın merkeziyetini kaybederek ruhun emrine girer. Belirleyici olan artık mesafeler değil, o birleştirici manadır: Aynı kaynaktan beslenen inanç, aynı ufka bakan hedef ve aynı karanlığa karşı duran ortak düşman. Bu bakış açısıyla farklı iklimler, bir eksen içindeki birbirinden kopuk birimler olmaktan çıkar; tek bir hakikatin, zamanın farklı aynalarındaki o çoklu tezahürleri haline gelir.
Bu dönüşüm sadece bir üslup değişikliği değildir; gücün artık yalnızca sınırlarla değil, ağların oluşma ve birbirine kenetlenme kapasitesiyle ölçüldüğü çağdaş dünyanın doğasına verilen derin ve felsefi bir yanıttır. Direniş Cephesi, gücü coğrafi mesafeler yerine iradelerin o gizli ve sarsılmaz bağlılığına dayandırdığı için bu değişimin en üst düzey ifadesidir.
Dolayısıyla Direniş Ekseni geçmişin parçalı bir durumunu tanımlarken, Direniş Cephesi şekillenmesi amaçlanan o yekpare geleceğin formülasyonudur. Eksen bölünebilir, ancak cephe bölünemez; o ya bütünüyle vardır ya da hiç yoktur. Kavramın önemi burada somutlaşır: Parçalanmışlıktan bütünleşmeye, coğrafyadan mana ve kader birliğine geçiş. Cephe, sadece bir alanın adı değil, o alanın yeni bir tanımıdır: Tek bir iradeye ve tek bir mukadderata sahip, o bölünmez ve yekpare saha.(Çeviri: YDH)
Mezhepçi politikadan kasıt nedir?
" İslam Cumhuriyeti bir mezhebin değil aziz İslam’ın ümmet şuuru ile yürütülmesi gereken siyasetini, devlet politikası haline getirmiştir. Buna “İslami politika” diyemeyenler “mezhepçi politika” diyorlar. "
Tam olarak kast edilen nedir?
İsrail’i tehdit eden politikalar mı?
Nükleer teknolojiye sahip olma politikası mı?
Füze ve dron teknolojisini dünyada ses getirecek düzeyde geliştirme politikası mı?
Amerikan başkanlarının tüm taleplerine “hayır” deme politikası mı?
Kast ediliyor.
Amerika-İsrail ve müttefiklerini tam olarak rahatsız eden politikalar bunlardan ibaret değil mi?
İslam Cumhuriyeti;
İşgalci Siyonist terör örgütünü devlet olarak tanısaydı,
Karşılıklı büyükelçilikleri olsaydı,
Gazze bombalar altında soykırıma maruz kalırken ticaretini sürdürseydi,
“İsrail Devletinin yaşama hakkını kimsenin tehdit etmesine İran razı olmayacaktır.” Deseydi,
Yine de ‘mezhepçi politika’ izlemekle itham edilecek miydi?!
İslam Cumhuriyetinin mezhepçi politikalarını(!); Sünni İhvan-ı Müslimin’in genel mürşidi Muhammed Mehdi Akif, silahlı kanadı HAMAS, Milli Görüş lideri merhum Necmeddin Erbakan ve Afganistan İslam Emirliği görmüyor, İslam’ın azılı düşmanları CIA, MOSSAD, MI6 ile iltisaklı, Pensilvanya merkezli cemaat ve tarikatlar görüyor, öyle mi?
Denilebilir ki, İslam Cumhuriyetinin Suriye’de Esed’i desteklemesi ‘mezhepçi politika’ değil midir? Değil tabi ki! Çünkü İslam Cumhuriyeti tarihinde hiçbir yerde ve zamanda bir diktatöre, bir aileye, bir partiye destek olmamıştır. Her yerde, her zaman Küresel emperyalizme/Siyonizm’e ve taşeronlarına köstek olmuştur.
İslam Cumhuriyeti; Suriye, Lübnan, Irak ve Yemende Ya bizzat Amerika ve İsrail ile ya da Suudi Amerika ve BAE’nin başını çektiği koalisyonlarla savaşmıştır. Sonunda ya İslam Cumhuriyeti ve müttefikleri Amerika ve İsrail’i işgal ettikleri topraklardan çıkarmış; Irak, Lübnan ve Afganistan’da olduğu gibi. Ya da Amerika, tahakkümü altına alıp İsrail’e tahsis edeceği topraklardan İslam Cumhuriyetini çıkarmıştır. Suriye gibi.
İşgal altındaki İslam coğrafyasını esaretten kurtarmak her Müslümana farzdır. Bu ilahi görevi gereği;
Mescidi Aksa’yı kurtarmak için Filistin’de,
Golan’ı kurtarmak için Suriye’de,
Şeba çiftliklerini kurtarmak için Lübnan’da idi.
Bu topraklardan ve sair zulüm altındaki topraklardan yardım talep edildiğinde gücü nispetinde yardımlarına koşmuştur. Ama mesela esaret altındaki körfez ülkelerinde yoktu. Çünkü onlar köleliğe razı idiler. Efendilerini kurtarıcıları gibi görüyor onlara gönüllü kölelik ediyorlardı. Şimdi de efendileri için İran’la savaşıyorlar ve rezil oluyorlar. Kendini korumaktan aciz kalan efendileri, onları koruyamadığı gibi hedef haline getiriyor.
İslam Cumhuriyeti bir mezhebin değil aziz İslam’ın ümmet şuuru ile yürütülmesi gereken siyasetini, devlet politikası haline getirmiştir. Buna “İslami politika” diyemeyenler “mezhepçi politika” diyorlar. Günün sonunda ‘mezhepçi politika’ iftirası da ‘danışıklı dövüş” iftirası gibi ellerinden patlayacaktır.
Emin Güneş
Kavga mezhepler arasında değil İslam’ın kendi içindeki bir kavgadır. İki tarafta da Müslüman âlimler vardır. Kavga Muhammedi İslam’ın Amerikancı İslam’la kavgasıdır.(Emin Güneş/İslami Analiz)
İran, ABD'nin itibarını yerle bir etti! Ford Uçak Gemisi tamir için Girit'te demirledi
ABD'nin çok güvendiği uçak gemisi USS Gerald R. Ford, İran'ın operasyonları sonrası Girit'e çekilme durumunda kaldı. Geminin Girit'te tamir edileceği belirtildi
ABD'nin İran'a saldırmak için Batı Asya'ya yaptığı yığınağın en önemli parçalarından olan USS Gerald R. Ford uçak gemisi ağır hasar sonucunda bölgeden çekildi. Gemi onarım için Girit’teki Suda Üssü’ne ulaştı.
Kızıldeniz'de seyreden uçak gemisinin çamaşırhanesinde çıkan yangında 2 kişinin hafif yaralandığı açıklanmıştı.
ABD Deniz Kuvvetleri Merkez Komutanlığına bağlı 5. Filo'dan 12 Mart'ta yapılan açıklamada, USS Gerald R. Ford'un çamaşırhane bölümünde teknik bir arızadan kaynaklanan yangın çıktığı duyurulmuştu.
GEMİDEKİ YANGIN 30 SAAT SÜRDÜ
İran Silahlı Kuvvetlerinin misillemeleri yürüten birimi Hatemu'l Enbiya Merkez Karargahı'ndan 16 Mart'ta yapılan yazılı açıklamada ise Suudi Arabistan'ın Cidde Limanı yakınlarına gelen ABD uçak gemisi USS Gerald R. Ford'un tehdit oluşturduğu, Kızıldeniz'deki tüm lojistik ve hizmet merkezlerinin artık İran Silahlı Kuvvetleri için meşru hedefler olarak kabul edildiği ifade edilmişti.
The New York Times gazetesi, "gemideki yangının 30 saatten fazla sürdüğü" iddiasında bulunmuştu. Haberde, yangında, yatakları hasar alan 600'den fazla denizci ve mürettebatın o günden beri yerde ve masaların üstünde uyuduğu belirtilmişti.
Amerikalı Analist: Hürmüz Boğazı’nın Gücü…
Amerikalı analist Edward Fishman, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı birkaç hafta kapatma tehdidi sayesinde, JCPOA (İran Nükleer Anlaşması) kapsamında elde ettiği tüm imtiyazlardan daha fazlasını kazandığını ifade etti.
Dün Barak Ravid, ABD Hazine Bakanı’nın açıklamalarına tepki olarak şunları yazdı: ABD, İran’ın yaklaşık 14 milyar dolarlık petrol geliri elde etmesine izin veriyor. Bu, Washington’dan Tahran’a verilen büyük bir mali tavizdir ve tüm bunlar, İran’a karşı yürütülen savaşın ortasında gerçekleşmektedir.
Scott Bessent ise daha önce yaptığı açıklamada, İran’a ait 140 milyon varillik yüzer petrol stokuna uygulanan yaptırımların kaldırıldığını ve bunun petrol fiyatlarını düşürmek amacıyla İran petrolünün kullanılmasını sağlamak için yapıldığını söylemişti.
Artık yalnızca ABD’nin petrol fiyatlarını düşürmek için İran petrolüne yönelmesi değil, aynı zamanda farklı medya kuruluşlarının da İran’ın Hürmüz Boğazı üzerinden elde ettiği petrol ve transit gelirlerini hesaplamaya başlaması dikkat çekmektedir.
Hürmüz’ün faturası kabarıyor
Hürmüz Boğazı’ndan geçişlerin durması nedeniyle enerji krizinin faturası ağırlaşıyor. ABD’li finans devi Goldman Sachs, krizi ‘tarihin en büyük petrol arz şoku’ olarak tanımladı. Birçok ülke, evden çalışma ve yakıt limiti gibi uygulamaları hayata geçirmeye başladı.
Dünyanın petrol ve sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) tedarikinin yüzde 20’sinin geçtiği Hürmüz Boğazı’nda trafiğin durması, arz sıkıntılarını büyütmeye devam ediyor. ABD’li finans kuruluşu Goldman Sachs’ın, “tarihin en büyük petrol arz şoku” olarak tanımladığı kriz nedeniyle piyasalarda ve dünya basınında tedirginlik yükseliyor. Petrol ve akaryakıt stokları tükenen ülkeler, çeşitli tedbirlere başvuruyor.
Uluslararası Enerji Ajansı (UEA), hükümetlere petrol krizine karşın toplu taşıma kullanımını yaygınlaştırma ve evden çalışma düzeni gibi önlemler tavsiye etti. Slovenya, Avustralya gibi ülkelerde akaryakıt stoku kalmadı. Slovenya, benzin istasyonlarında yakıt kalmaması nedeniyle insanların satın alabileceği haftalık yakıt miktarını 30 litre ile sınırladı.
TİCARİ KULLANIM KISILDI
Hindistan’ın ithal gaz akışı darbe aldı. LNG’sinin yüzde 80-85’ini Körfez’den tedarik eden Hindistan, evsel kullanımı korumak için ticari kotayı kıstı.
Mısır, haftada bir gün evden çalışma ve AVM’lerin erken kapatılması sistemine geçti.
FİRMALAR ÇARŞAMBA GÜNLERİ KAPALI OLACAK
Nepal’de yemek pişirme gazı için uzun kuyruklar oluştu ve gaz için karne uygulamasına geçildi. Sri Lanka’da yakıt tasarrufu için firmalara çarşamba günleri kapalı kalmaları çağrısında bulunuldu.
ÇEVRİMİÇİ EĞİTİME GEÇİLDİ
Pakistan’da okullar kapatıldı ve üniversiteler çevrimiçi eğitime geçti. 2025 yılında toplam LNG ithalatının yüzde 99’unu Katar’dan yapan Pakistan, sorun yaşayan ülkelerin başında geliyor.
Tasarruf için iş gününü dörde indiren Filipinler, hükümet yetkililerinin “resmi seyahatlerini yalnızca zorunlu görevlerle sınırlamaları” gerektiğini duyurdu.
Tayland hükümeti, çoğu devlet kurumundaki personele evden çalışma talimatı verirken, Vietnam da şirketleri uzaktan çalışmayı teşvik etmeye ve halkı araç paylaşımına veya bisiklet kullanımına öncelik vermeye çağırdı.
ABD’DE İLK KURBAN UZUN YOL ŞOFÖRLERİ
Amerika’da da uzun yol kamyon şoförleri akaryakıttaki fiyat artışlarının ilk kurbanları oldu. Uzmanlar bu durumun yakında tüm ekonomide hissedileceğini belirtiyor. The Wall Street Journal’in haberine göre uzun yol kamyon şoförleri, geçen hafta dizel yakıta yaklaşık bin 800 dolar harcadı. Bu tutar, İran’a saldırılar başlamadan önceki maliyetlerden yaklaşık yüzde 40 daha fazla.
ABD’de genelinde ortalama bir galon dizelin fiyatı 5,20 doları aşarak bir ay öncesine göre yaklaşık yüzde 40 pahalanmış oldu. Ekonomistlere göre, uzun bir süre boyunca yüksek dizel fiyatları, daha geniş tedarik zincirine yayılacak ve şirketlerin nihayetinde tüketim mallarının fiyatlarını artırmasına yol açabilir.
‘GEÇMİŞ TÜM KRİZLERİN TOPLAMINA EŞDEĞER’
Uluslararası Enerji Ajansı (UEA) Başkanı Fatih Birol da Avustralya Ulusal Basın Kulübü’nde yaptığı açıklamada, savaş nedeniyle dokuz ülkedeki 40’tan fazla enerji tesisinin “ciddi veya çok ciddi” hasar gördüğünü ve bunun da çatışma sona erdikten sonra da küresel tedarik zincirlerindeki aksamaları uzatabileceğini söyledi. Birol, mevcut aksaklıkların etkisinin, 1970’lerdeki iki büyük petrol krizi ve Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinden sonra yaşanan 2022 doğal gaz krizinin “hepsinin bir araya getirilmesiyle” eşdeğer olduğunu söyledi.
İran’dan Trump’a Sert Yanıt: ABD Geri Çekildi
İran, Trump’ın “verimli görüşme” iddiasının asılsız ve hiçbir temasın kurulmadığını açıkladı.
İran Dışişleri Bakanlığı, ABD Başkanı Donald Trump’ın "verimli görüşmeler yaptık" iddiasını kesin bir dille yalanlayarak, iki ülke arasında ne doğrudan ne de dolaylı bir temasın olmadığını duyurdu.
ABD Başkanı Donald Trump’ın diplomasi iddialarına Tahran’dan sert bir yanıt geldi. İran Dışişleri Bakanlığı ve resmi haber ajansı FARS aracılığıyla kamuoyuna yansıyan bilgilere göre, Tahran yönetimi ateşkes ve diyalog iddialarına son noktayı koydu. ABD kanadından gelen olumlu mesajların, askeri planlara zaman kazandırmak ve düşen enerji fiyatlarını kontrol altında tutmak için kurgulanan bir strateji olduğunu belirten İranlı yetkililer, bölgesel arabulucuların girişimlerine rağmen asıl muhatabın Washington olduğunu vurguladı.
Aydınlık'ın yer verdiği habere göre; üst düzey güvenlik kaynakları, Hürmüz Boğazı’ndaki gerilimin ancak İran’ın savunma haklarının tam olarak tesis edilmesiyle son bulacağını hatırlatarak, Washington’un "diplomatik başarı" söylemlerinin sahadaki askeri gerçeklik karşısında bir geri adım olduğu vurgulandı.
TRUMP NEDEN GERİ ADIM ATTI?
İranlı yetkililere göre, Trump’ın enerji altyapısına saldırı planını 5 gün ertelemesinin arkasında "diyalog" değil, Batı Asya’daki tüm enerji santrallerinin hedef alınacağına dair duyulan derin endişe yatıyor. Haberde, İran’ın askeri tehditlerinin ciddiyetinin kavranmasıyla birlikte, ABD’nin hayati altyapılara saldırı planından vazgeçmek zorunda kaldığı belirtildi. Ayrıca küresel finans piyasalarındaki baskı ve Batı dünyasında artan tahvil risklerinin, Washington’ı askeri operasyonu askıya almaya zorlayan diğer önemli faktörler olduğu vurgulandı.
‘5 GÜNLÜK ÜLTİMATOM SUÇ PROGRAMININ DEVAMIDIR’
Tahran yönetimi, Trump’ın "5 günlük erteleme" kararını bir barış sinyali olarak değil, İran halkına karşı işlenen suçların bir parçası ve stratejik bir oyalama süreci olarak değerlendiriyor. Güvenlik kaynakları, bu sürenin herhangi bir müzakereye zemin hazırlamayacağını, aksine İran’ın ülkeyi geniş çapta savunmaya ve saldırganlığa gereken karşılığı vermeye devam edeceğini bildirdi.
HÜRMÜZ BOĞAZI'NDA TAVİZ YOK
Haberde dikkat çeken en kritik nokta ise Hürmüz Boğazı’nın statüsüne dair yapılan açıklama oldu. FARS’ın geçtiği bilgilere göre, ABD’nin baskı ve iddialarına rağmen Hürmüz Boğazı’ndaki koşulların savaş öncesi duruma dönmeyeceği net bir şekilde ifade edildi. İran, bölgedeki güvensizliğin sorumlusu olarak gördüğü "Siyonist rejim ve ABD"ye karşı savunma hattını korumakta kararlı görünüyor.
İsrail'in Nükleer Kalbi Füzelerle Vuruldu;Onlarca Yaralı Var
İran’ın İsrail’in Dimona kentine düzenlediği füze operasyonunda en az 20 kişi yaralanırken, bir binada çökme meydana geldi ve bölgede arama kurtarma çalışmaları başlatıldı.
İran’ın ABD-İsrail saldırılarına yönelik misillemeleri sürerken, İran tarafından İsrail’in güneyindeki Dimona kentine füze saldırısı gerçekleştirildi.
İran, İsrail'in güneyinde yer alan Dimona Nükleer Santrali'ni hedef aldı. Dimona kentine yönelik operasyonda çok sayıda bina çökerken onlarca yaralı olduğu öğrenildi. İran Devrim Muhafızları Komutanı Mecid Musevi, saldırıya ilişkin yapılan açıklamada "İsrail semalarında İran’ın füze üstünlüğünü ilan ediyorum” dedi.
DİMONA’YA FÜZE SALDIRISI
Gerçekleştirilen saldırının ardından bölgede büyük panik yaşanırken, İsrail’in güneyinde yer alan Dimona kenti hedef alındı.
YARALILAR VE HASAR
İsrail ulusal acil durum servisi Magen David Adom, olayda en az 20 kişinin yaralandığını açıkladı. İsrail basınında yer alan haberlerde ise saldırı sonucunda bir binada çökme meydana geldiği belirtildi.
ARAMA KURTARMA ÇALIŞMALARI SÜRÜYOR
Yetkililer, itfaiye ve kurtarma ekiplerinin bölgede çalışmalarını sürdürdüğünü bildirdi. Olası yeni risklere karşı çevrede güvenlik önlemleri artırıldı.
İran’dan İsrail’e Sert Darbe; Demir Kubbe Delik Deşik!
İran tarafından İsrail'e yapılan misilleme saldırı kapsamında Dimona ve Arad bölgeleri füzelerle vuruldu. Yapılan saldırılarda Demir kubbe işlevsiz kaldı çok büyük yıkımlar yaşandı.
İsrail’in güneyinde gece boyunca sirenler susmadı. Patlamalar peş peşe geldi. İran’ın misilleme saldırıları bu kez daha sert hissedildi. Arad ve Dimona’da yaşananlar, Demir Kubbe tartışmasını beraberinde getirdi. Sığınaklara inen binlerce kişi geceyi panik içinde geçiriyor, Bir diğer yandan İsrail de eğitime 2 gün ara verildi.İsrailli kaynaklar, İran’ın önce Dimona’yı ardından Arad kentini hedef aldığını açıkladı. Kentte art arda yaşanan şiddetli patlamalar sonrası sağlık ekiplerinin bölgeye sevk edildiği aktarıldı.
Milli gazetede yer alan habere göre işgalci İsrail ordusu, füze parçalarının bazı noktalara düştüğünü açıklarken, 450 kilogramlık bir füzenin doğrudan isabet ettiği kaydedildi. Patlamaların etkisi geniş bir alana yayıldı, birçok noktada hasar oluştu. Bölgeden gelen görüntülerde binaların ağır hasar aldığı ve enkaz alanlarının oluştuğu görüldü. Arama kurtarma ekiplerinin zamana karşı yarıştığı ifade edildi.
CAN KAYBI ARTIYOR, YARALI SAYISI 100’Ü GEÇTİ
İsrail basını saldırılarda 6 kişinin hayatını kaybettiğini, 100’den fazla kişinin yaralandığını duyurdu. Yaralılardan bazılarının durumunun ağır olduğu belirtildi. Hastanelerde yoğunluk yaşandığı, acil servislerin dolduğu aktarıldı.
Dimona’daki saldırıda ise 51 kişinin yaralandığı kaydedildi. İsrail’e ait hava savunma sistemlerinin bir balistik füzeyi engelleyememesi sonucu patlamanın yaşandığı bildirildi. Yaralıların çeşitli hastanelerde tedavi altına alındığı ifade edildi.
Savaş uzun sürecek gibi herkes hesabını ona göre yapmalı
ABD/İsrail’in İran’a saldırısı…
Sonrasında yaşananlar…
ABD için çıkmaz sokak.
Karizmayı fena çizdirdi.
Trump yönetimi durumu kurtarma çabasında.
Ama işi kolay değil.
Her hamlesi biraz daha batırıyor.
Ekibi de durumun farkında.
Önümüzdeki günlerde neler olacak?
Kimse kestiremiyor.
Ama gelen itiraflar can yakacak cinsten.
CHARLIE KIRK
Charlie Kirk…
Amerikalı muhafazakâr aktivist.
10 Eylül 2025’te suikasta uğradı.
Kim, neden yaptı?
Soruşturma tıkandı.
Ancak yeni bir durum ortaya çıktı.
ABD Ulusal Terörle Mücadele Merkezi.
11 Eylül’den sonra kuruldu.
En kritik bilgilerin toplandığı yer.
Direktörü Joe Kent.
Trump’ın ekibindeydi, istifa etti.
İran’a saldırıya karşı çıktı.
Gerekçelerine inanmadı.
Sadece bununla da kalmadı.
Yeni bilgiler paylaştı.
‘SAVAŞA ENGEL OL’
Kent şunları söyledi:
“Charlie Kirk’ü son gördüğümde…
Beyaz Saray’ın Batı Kanadı’ndaydık.
Gözlerimin içine bakarak…
‘Joe, İran’la savaşa girmemize engel ol’ dedi.
Trump’a yakın bir isim…
İran’la savaşa girilmemesini…
İsrail’le ilişkilerin gözden geçirilmesini savunuyordu.
Sonra herkesin gözü önünde suikasta uğradı.
Bu konuda soru sormamıza izin verilmedi.
Yürüttüğümüz soruşturma engellendi.
Arka planda…
Açıklanamayan çok fazla karanlık nokta var.
Charlie’nin İsrail yanlısı bağışçılardan yoğun baskı gördüğünü biliyoruz.”
Her şey çok açık değil mi?
YANLIŞA YANLIŞ EKLENİYOR
Şubat 10-12 arasında…
Tahran’da yaptığımız sohbetler…
İranlı yetkililer net konuşuyordu:
“Görüşmeleri sürdürüyoruz.
Ama ellerimiz tetikte.
ABD/İsrail saldırısına göre hazırlıklıyız.
Savaşı biz başlatmadık.
Ama biz bitireceğiz.”
Gidişat da bunu gösteriyor.
Savaş uzun sürecek gibi.
Bazı bilim insanları için şu ifade kullanılır:
“Bilim insanları bir yanlışa saptı mı…
Onları döndürmek çok zordur.”
Bu Trump gibi siyasetçiler için de geçerli.
Trump paçayı kurtarmak için çırpınıyor.
Yanlışa yeni yanlışlar ekliyor.
SAVAŞ NE KADAR SÜRER
Dünya diken üzerinde…
ABD ve İsrail iyice sıkıştı.
Çılgınlık yapabilirler mi?
Bu savaşı daha da uzatır mı?
“Savaş ne kadar sürecek.” sorusuna yanıt aranıyor.
Hatam-ül Enbiya …
İran Devrim Muhafızları ve İran Ordusu’nun ortak karargâhı…
Karargah sözcüsünün açıklaması…
Çok dikkat çekici.
Özetle şunları söyledi:
“Yaslıyız ama yorgun değiliz.
Yaslarımız, sizi ezmek için bize itici güçtür.
Yenilginizin yolunu öğrendik ve o da direniştir.
Güç dengesindeki değişim…
Şimdi size ölüm sirenleri şeklinde ulaşıyor.
Bu savaş, saldırganlık seçeneği canilerin gündeminden ve stratejisinden çıkarılana kadar devam edecektir.”
TÜRKİYE AÇISINDAN
Savaşın seyri Türkiye açısından da önemli.
Ekonomimiz kırılgan.
Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek…
Savaşın uzun sürmesinden endişeli.
“Bir iki ay sürerse etkilerini yönetip daha yönetilebilir görüyoruz. Ama tabii uzun süre sürerse dezenflasyon programına etkileri cari açığı etkileri tabii ki takdir edersiniz dünya ile birlikte Türkiye’de de bir miktar olumsuz olma riski var.” dedi.
Peki etkisi nasıl olacak?
İşte orası tartışmalı…
Mevcut neoliberal politikalarla çıkış zor.
İsmet Özçelik
Hürmüz’de 48 Saatlik Kriz:Trump Tehdit Etti, İran Rest Çekti
ABD Başkanı Trump'ın Hürmüz Boğazı'nın açılmadığı takdirde İran'ın elektrik santrallerini hedef alınacağına ilişkin tehdidine sert yanıt geldi. Hatemü'l-Enbiya Karargâhı Sözcüsü, bunun yaşanması halinde yapacaklarını maddeler halinde açıkldi
İran Hatemü'ül-Enbiya Merkez Karargâhı Sözcüsü İbrahim Zülfikari, ABD'nin Hürmüz Boğazı'nın açılmadığı takdirde İran'ın elektrik santrallerini hedef alacakların yönündeki tehdide yanıt verdi.
Sözcü Zülfikari, yaptığı açıklamada Hürmüz Boğazı'nın henüz "tamamen" kapalı olmadığını sadece düşman gemilere kapalı olduğunu yineledi.
İRAN ABD'YE NASIL YANIT VERECEK?
Sözcü ABD'nin santralleri hedef alması halinde İran'ın yapacaklarını dört madde halinde açıkladı. Açıklamaya göre İran, ABD'ye şu şekilde yanıt verecek:
"1. Hürmüz Boğazı tamamen kapatılacak ve bizim hasar gören elektrik santrallerimiz yeniden inşa edilene kadar bu boğaz açılmayacaktır.
"2. Siyonist rejimin tüm elektrik santralleri, enerji altyapıları ve bilgi teknolojileri (ICT) geniş çapta hedef alınacaktır.
"3. Bölgede Amerikan hissedarı bulunan tüm benzer şirketler tamamen imha edilecektir.
"4. Amerikan üssüne ev sahipliği yapan bölge ülkelerinin elektrik santralleri meşru hedefimiz olacaktır."
HÜRMÜZ 'TAMAMEN' KAPALI DEĞİL
Hatemü'l-Enbiya Merkez Karargâhı Sözcüsü İbrahim Zülfikari'nin açıklaması tam olarak şu şekilde:
"Rahman ve Rahim Olan Allah'ın Adıyla
"'Ey iman edenler! Toplu bir halde kâfirlerle karşılaştığınız zaman, onlara arkanızı dönmeyin.' (Enfal Suresi, 15)
"ABD'nin terörist başkanı, saldırgan davranışlarını ve küresel güvensizlik yaratmasını sürdürerek, eğer İran Hürmüz Boğazı'nı açmazsa İran'ın elektrik santrallerini hedef almakla tehdit etti.
"Defalarca söyledik, Hürmüz Boğazı sadece düşmana ve zararlı geçişlere kapalıdır ve henüz tamamen kapatılmamıştır, akıllı kontrolümüz altındadır ve zararsız geçişler, güvenliğimizi ve çıkarlarımızı sağlayan belirli kurallar çerçevesinde yapılmaktadır.
SALDIRI OLURSA BOĞAZ TAMAMEN KAPATILACAK
"Ancak ABD'nin İran'ın elektrik santralleri hakkındaki tehditlerini eyleme dökmesi halinde, aşağıdaki cezai işlemler derhal gerçekleştirilecektir:
"1. Hürmüz Boğazı tamamen kapatılacak ve bizim hasar gören elektrik santrallerimiz yeniden inşa edilene kadar bu boğaz açılmayacaktır.
"2. Siyonist rejimin tüm elektrik santralleri, enerji altyapıları ve bilgi teknolojileri (ICT) geniş çapta hedef alınacaktır.
"3. Bölgede Amerikan hissedarı bulunan tüm benzer şirketler tamamen imha edilecektir.
"4. Amerikan üssüne ev sahipliği yapan bölge ülkelerinin elektrik santralleri meşru hedefimiz olacaktır.
'OPERASYONLARIN DEVAMINI HİÇBİR ŞEY ENGELLEYEMEYECEK'
"Batı Asya bölgesinde ABD'nin tüm ekonomik çıkarlarını tamamen yok etme amacına yönelik büyük cihat için her şey hazırdır.
"Savaşı başlatan biz olmadık ve şimdi de başlatan olmayacağız. Ancak eğer düşman elektrik santrallerimize zarar verirse, ülkemizi ve milletimizin çıkarlarını savunmak için her türlü eylemi gerçekleştireceğiz ve belirtilen hedeflerin durdurulmaksızın imha süreci başlayacaktır. Bölgedeki ABD ve müttefiklerinin enerji, petrol ve sanayi altyapılarını imha operasyonlarımızın devamını hiçbir şey engelleyemeyecektir."
İran İstihbaratı Mossad Subaylarının Gizli Sığınaklarına Kadar Ulaştı
Devrim Muhafızları’nın uzun menzilli füzelerinin, İsrail’in savunma sistemlerini aşarak işgal altındaki toprakların derinliklerinde Mossad ve Aman subaylarının gizli noktalarını hedef aldığı öne sürüldü.
Son günlerde Devrim Muhafızları Hava-Uzay Kuvvetleri’ne ait uzun menzilli füzeler, işgal altındaki toprakların hava sahasını yoğun şekilde hedef aldı. Gelişmiş savunma sistemlerini aştığı belirtilen bu füzelerin, önceden belirlenen hedefleri yüksek hassasiyetle vurduğu ifade edildi.
Haberde, bu koordineli saldırıların İran İstihbarat Bakanlığı’ndan elde edilen verilerle gerçekleştirildiği ve Mossad ile Aman (İsrail ordusunun askeri istihbarat birimi) bünyesindeki bazı üst düzey subayların ikamet ve toplanma noktalarının hedef alındığı iddia edildi.
Birkaç gün önce gerçekleştirildiği belirtilen önemli saldırılardan birinde, kimliği açıklanmayan üst düzey bir Mossad subayının yaşadığı özel bir bölgenin hedef alındığı öne sürüldü. Güvenlik kaynaklarına göre bu kişinin ABD doğumlu olduğu, Amerikan pasaportuna sahip bulunduğu ve geçmişte çeşitli operasyonlarda yer aldığı iddia edildi.
Söz konusu kişinin; 2004 yılında Suriye’de silah uzmanlarını taşıyan bir trenin bombalanması, 2010’da Birleşik Arap Emirlikleri’nde Filistinli komutanlara yönelik suikastlar ve İran’ın nükleer programına karşı sabotaj faaliyetleri gibi olaylarla ilişkilendirildiği ileri sürüldü. Ayrıca bu kişinin daha önce sahte pasaport kullanımı nedeniyle Yeni Zelanda polisi tarafından arandığı belirtildi. İran İstihbarat Bakanlığı’nın sağladığı gizli veriler sayesinde kimliğinin tespit edildiği ve bulunduğu yerin hedef alındığı ifade edildi.
Operasyonun devamında, “Hayberşiken” adlı füzenin, İsrail ordusu subaylarının yaşadığı bir bölge olarak bilinen “Nesiyona”yı hedef aldığı bildirildi. Bu saldırıda, “Charona” ve “Yusuf” isimli, çifte vatandaşlığa sahip olduğu belirtilen bir istihbarat çiftinin evinin nokta atışıyla vurulduğu öne sürüldü.
Habere göre Charona, Aman bünyesinde görev yapan üst düzey bir istihbarat subayı olup, istihbarat personeline Farsça eğitimi verilmesi, İranlı nükleer bilim insanlarının tespiti ve Devrim Muhafızları ile bağlantılı kurumlara yönelik yaptırımların takibi gibi görevlerden sorumluydu. Eşi Yusuf’un ise Mossad’ın İran masasında görevli olduğu, bu servisin Farsça sayfasını yönettiği ve İran’daki iç karışıklıkların planlanmasındaki rolü nedeniyle takdir edildiği iddia edildi.
Haberde ayrıca, bu kişilerin kimlikleri ve bağlantılı oldukları ağın daha önce İran İstihbarat Bakanlığı tarafından ifşa edildiği ve işgal altındaki topraklardan elde edilen görüntülerin, söz konusu yerlerin İran’ın hedef listesinde bulunduğunu doğruladığı öne sürüldü.




















